12 Aralık 2013 Perşembe

Tembellik

 Neredeyse 2 ay olacak yazmayalı.
 Hani derler ya ,uzun zamandır konuşmadıkları biri aradığında ''ay vallahi aklımdaydın, ben de seni arayacaktım ''diye . Benim durumum da tam böyle.
''E artık bugün yaz bari. Bu kadar ara verilir mi hiç?'' diyorum kendi kendime. Sonra yine bir tembellik esir alıyor beni, sabah olsun, akşam olsun, şu iş bitsin ,dur şunu da halledeyim. Geçen gün Sinan bile sordu. ''Sen bloğuna yazmıyorsun galiba bir süredir'' diye. Evet dedim. Güldü. Sanırım benden beklediği tepkileri sergiliyorum .Oysa sırf bu gülüşün üzerine bile yazmam gerekirdi.

Neyse kasım ayını şöyle genel hatları ile bir toparlayayım diyorum. Bu kadar aradan sonra bir kısa özet geçmek lazım.
Kasım ayı geçmişte benim için oldukça önemli günlerin yaşandığı bir ay.
10.Kasım çok sevgili Atam' ın ölüm yıldönümü . Her 10 Kasım da kendimden geçerim ağlamaktan. O siren seslerinin ardından İstiklal Marşı nı okurken için için ağlarım . Etrafta aynı hisleri hissedip, burnunu çeken ,gözyaşlarını çaktırmadan silen insanları görünce de çok sevinirim. ''Ne büyük bir insan var ki hayatımızda hiç göremeden hiç dokunamadan bu kadar seviyoruz. Kime nasip olur bu kadar sevilmek?'' diye düşünürüm. Tabii aynı zamanda bu kadar düşmana sahip olmak da demeliyim.
Artık bu inkar edilemez bir durum. Adından bile rahatsızlık duyan zavallılar var etrafta.
Bu çok özel ve ulusal önemdeki gün dışında benim için bireysel olarak önem taşıyan günler de barındırıyor bu ay.
10.Kasım 2007 de istemeye gelmişlerdi beni.Çooook yağmurlu bir gündü.
24.Kasım 2007 de nişanlanmıştık.
24.Kasım benim Selma teyzemin doğumgünü
25.Kasım Sinan ın ablasının doğumgünü
25.Kasım aynı zamanda benim canım arkadaşım Özlem in doğumgünü
30.Kasım benim bir diğer canım arkadaşım Suzan ın doğumgünü (bu yıl hafta sonuna denk geldiği için ve o gün eve misafir geleceğinden ben koştur koştur iş yaptığım için aramayı unuttum ama utancım bana yeter de artar bile. Hala utanıyorum bu arada )

Bu ay içinde bir de kızımın arkadaşlarından birinin doğumgünüydü.Derin doğdu 2009 un bu ayında. Ece ile Çınar ın minik kızları. Gerçi minik kız değil artık bu kızlar.4.doğumgünü kutladık Derin in.

Şimdi Kasım ayı genel özetini bitiriyorum. Kasım ayına özel olayları da toparlayııııp,tekrar buralara geliyorum.

23 Ekim 2013 Çarşamba

Kitaplar ve Çocuklar

 Dünkü yazımda bahsetmiştim.Gece uykusuna hazırlık ritüellerimiz arasında uyumadan önce hangi kitapları okuyacağımızı seçmemiz de var.Önce o gece kaç kitap okuyacağımız ile ilgili pazarlık yapıp,sonra bu sayıya göre seçilen kitapları okuyoruz.
 Öyle edebi değerler taşıyan eserler okumuyoruz ama bizim de seçici olduğumuz bazı noktalar var.Ben evde bulundurduğum kitapları çocuk klasikleri arasından seçmemeye gayret ediyorum.O klasikler arasında öyle hayret verici tanımlamalar ve konu işleyişi var ki bazen nasıl toparlayacağımı bilemiyorum.Zaten toparlayayım derken her seferinde başka cümleler kuruyorum ki bu Duru nun gözünden kaçmıyor ve küçük çaplı bir tartışma başlıyor.
''Hayır öyle değil annem.''
''Evet haklısın kızım,öyle değil ama böyle de olmamalı bir çocuk kitabı ''diyemiyorum.
Bu gibi bir durumla karşılaşmamak için de o kitapları dolapların derinliklerine kaldırıyorum.
''Parmak Kız'' kitabı mesela ....
Bir çocuğun algısı ile küçücük bir kız olan bu zavallıcık,kimle karşılaşsa evlenmeye zorlanıyor,
nerelere kaçacağını bilemiyor.Etrafında sürekli benim olacaksın diye dolaşan karakterler var.
İnanılır gibi değil gerçekten.
 Gelelim biz neler okuyoruza.
 Biz mini mini kitaplar okuyoruz.Ama gerçekten her gün 3 tanesini en az birer kez okuduğumuz bu kitaplarda beni rahatsız eden herhangi bir cümle olmadı henüz.Algılayamamış olma ihtimalime karşı henüz diyorum.Belki zamanla algılarım açılır ve bir olumsuzluk sezerim.Bunu zaman gösterecek.

Timaş Çocuk Yayınları ndan çıkan ''Mini Masallar'' serisinin bazı kitapları var elimizde.


-Çekmece Çekçek ...Derli Toplu Olmak
-Pembe Kulak ...Söz Dinlemek
-Acı Biber Çatçat ...Tatlı Dilli Olmak
-Tonton ve Arkadaşları ...Grup Bilinci
-Vak Vak Vaki ...Kararlılık
-Panda Pandi ...Merak (Sanki kardeş sevgisine de ucundan değiniyor)

Yine Timaş ÇocukYayınları ndan çıkan ''Mini Mini Fabllar'' serisinin bazı kitapları var bir de.



-Küçük Tıptıp ...Fedakarlık
-Vız Vız Arı ...Azimli Olmak
-Kırmızı Balık Lili ...Empati
-Sarı Vosvos Dütdüt ...Tutumluluk
-Silgi Sil Sil ...Düşünmeden Hareket Etmek
-İncir Ağacı İnci Hanım ...Yaşama Sevinci
-Uzun Kulak Tavşan ...Sorumluluk
-Benekli Havhav ...Doğru Sözlü Olmak
-Çilli Horoz ...Pişman Olmak

Bir diğer serimiz Akvaryum Yayınevi nden çıkan ''Küçük Evden Masallar'' serisi




-Hop Hop Tavşan ın Süpürgesi
-Ağaç Kurdu
-Mavi Yengeç
-Gakgak ın Uykusu Kaçınca
-Acemi Doktor
-Küçük Kangru ve Gölgesi

Bu kitaplar dışında bayılana kadar okuduğumuz bir Pocoyo serimiz var.
Bu seri Pocoyo adlı TV programından alıntı yapılarak hazırlanmış bir Yumurcak Dünyası serisi.
Pocoyo ya hayran olduğumuz ve çılgınca takip ettiğimiz dönemde okuduğumuz ve sonunda fenalık geçirdiğimiz bu seri şimdilik kitaplıkta durmasına rağmen çok şükür pek rağbet görmüyor şu ara.
 

Bir de sanıyorum yine TV programından alıntı yapılarak hazırlanan bir ''Kahverengi Ayıcık'' serimiz var.
Yumurcak Yayınları nın bir serisi ve biz sadece aldığımız günlerde bizi oldukça zorlayan konuları işleyen 4 tanesini aldık bu serinin.Serinin diğer kitaplarını da kitabın arka kapağından görebilirsiniz.Konuların başarılı işlendiğini düşünüyorum.Biz özellikle ''Doktorda'' konulu olanı hala ihtiyaç duydukça anıyoruz.
''Kahverengi Ayıcık nasıl duruyordu doktorda???''  gibi mesela.




Son günlerin favori kitabı ise Tübitak Yayınları nın ''Sinirlerine Hakim Ol'' kitabı.
Kitapla ilgili çok büyük bir hata var bence.Özellikle kitabı sizi dinlerken resimlerini dikkatle inceleyen bir çocuğa okuyorsanız,sizi oldukça zora sokan ve ''Tübitak Yayınları nın kitabı da böyle olursa ...'' dedirten bir hata.



Kitabın bir sayfasında bir çocuk ismi verilerek bir sorundan bahsediliyor,hemen yanındaki sayfada ise sorunun nasıl çözümlendiği anlatılıyor.Ama her iki sayfada ortak olan tek bir çocuk resmi yok.
Sonra sorular başlıyor.
-''Bu çocuğu kim ısırmış?''
-''Bu çocuk''
-''Bu niye suyun altında?''
-''Bunun topunu alıp kaçtığı için,bu batırmış'' (bu arada top başka bir çocuğun elinde)
-''Hııııı'' (hiç inanmadı çünkü sarışın,esmer,kumral birbirinden farklı bolca çocuk resmi ama olay örgüsünden bağımsız hepsi de)

Daha önce de Duru ya Tübitak Yayınları nın ''Her Zaman Her İstediğin Olmaz'' isimli bir kitabını okumuş ve onda da içerik olarak olumsuzluklar görmüştüm.
Biz bu kitabı Duru nun ''İstemiyorum işte!'' yada ''Şimdi istiyorum işte!'' tepkilerine bir çare olur mu diye almıştık.Ama kitabın konusu kardeşi olunca annesinin onu sevmediğini düşünüp,evi terkeden bir ayıcığın hikayesi çıktı.
Ayıcığın annesine haber vermeden alıp başını gitmesini nasıl açıklayacağımı bilmediğim için ve kitabın adıyla konusunun çooook dolaylı bir alakası olduğunu düşündüğüm için kaldırdım derinlere bir yerlere.

Yeni kitap maceraları ile yine görüşmek dileğiyle ...





22 Ekim 2013 Salı

Tatil Dönüşü

Uzuuun zamandır beklenen mucizevi 9 günlük tatilin ardından kendine gelemeyenlerden biri de benim pek tabiki . Hoş ben yaz tatilinden sonra kendime gelebildiğimi de söyleyemeyeceğim hala...
Tatil sonrasında herşey saçma ve gereksiz geliyor benim gözüme.

9 günlük bu süreçte ben korkunç bir tatil de yaşadım,sakin bir tatil de yaşadım.
Yoruldum da,dinlendim de
Yani oldukça eserli bir ruh halim vardı ve dolayısıyla daldan dala kondum durdum...

Duru genel olarak huy değiştirdiği için beni çok zorluyor.
Her şeye ama aklınıza gelecek herşeye ''ben '' diyor.
'Ben yapacağım' ,'Ben söyleyeceğim', 'Ben açacağım' , ben,ben,ben....

Misal süt içip,yatacak (bekle hazırlayıp getireyim di mi?)
-Dolaptan bardak alınacak-ben
-Buzdolabından süt alınacak-ben
-Mikrodalgaya konulacak-ben
(Tabii bu arada elinde süt dolu bardakla fırının kapağını açmaya çalışırken ,süt çalkalanıyor,birazı dökülüyor.)
''Önemli değil annem,sileriz'' diyor.Deliriyorum ben bu arada...
Bitmediii,
-Süte koyacağı nesquik dolaptan alınacak-ben
-Kapağı açılacak-ben
-Bardağa dökülecek,kaldırılacak vs vs -ben
-Dolaptan pipet alınacak-ben
Ohhh nihayet bitti,içecek artık sanıyorsanız fena halde yanılıyorsunuz
-İçi süt dolu,pipetli bardak salona taşınacak-ben
Kazara bunlardan birini yapmaya kalkışırsanız kavga ,kıyamet,gözyaşı veee cinnet geçiren bir anne ile iki kat daha yoğun etkili çığlık ....
Bir gece daha böyle sona eremiyor,sadece sona ermeye hazırlanıyor.
Daha bunun,dişini fırçalama,gece okunacak kitapları seçme,kaç kitap okunacağı hakkında pazarlık yapma,ışığı kapatıp,gece lambasını açma vs vs gibi artçıları var.
Ve tüm bunlar ben de bir cinnet ,cinayet hali yaratıyor doğal olarak.




4 yaş sendromu olma olasılığı yüksek olmakla beraber,hastalığının sürmesinin de etkisi var.
Bayramdan önceki hafta sonu öksürüyor diye doktora götürmüş,ayrıca 1 hafta kadar önce antibiyotik kullandığımızı ,kulağındaki sorunun iyileşip,iyİleşmediğini de kontrol etmesini istemiştik.
''Aman gözünüz aydın,kulağında sorun yok.öksürük için bu şurubu kullanın,sorununuz geçmezse pzt. yarım gün çalışıyorum,tekrar gelin görüşelim'' dedi doktor.
Bizimki pazar günü yıktı ortalığı kulağım ağrıyor diye.
Pzt tekrar gittik doktora.
''Aaa orta kulak iltihabınız tekrar etmiş.7 iğne'' dedi doktor.
İğne yerine şurup aldık biz,çünkü doktora güvenemedik,
Bir gün önce geçmiş deyip,ertesi gün 7 iğne verince inandırıcı gelmedi.
Bayramın 3 . günü Balıkesir e gittik.
Sinan ın abisi muayene etti ve ''ya çocuklar bu çocuğun kulağında galiba böcek var ''dedi.
Hastaneye gittiler,oradaki aletler daha gelişmiştir diye.Hakikaten böcek varmış.
Ben bilmezdim ama ''kulağa kaçan'' diye tanınan bir böcek varmış.Çoğu kimse bilirmiş bunu.Hani şu marulların içinde sıkça görülen böcek buymuş.
Evden kbb uzmanını çağırdılar,bayram günü adamcağız İzmir den gelen insanlar yüzünden kalkıp,hastaneye gelmiş ve böceği çıkardı.
''Şimdilik bu şişe antibiyotik bitene kadar kullanın,ama sonra mutlaka bir uzmana gidin ve
kulak zarındaki iltihabı dışarı çıkarsın,çünkü bunun antibiyotik ile geçeceğini sanmıyorum ''dedi.
İlaç koleksiyonumuza birkaç ilaç daha ekledik böylece...


Bunlar da gerdi beni tabii ama bir de regl öncesi durumlar...
Tam cinnet geçirmeliktim ve hatta cinayet işleyen kadınların bu durumu hafifletici neden sayılmalı
diye de karar verdim.
Hepimizin ortak fikri budur diye düşünüyorum.Yanılıyor muyum?

Duru ile şiddetli geçimsizlik

Ben biraz daha sakin davranmaya çalışıyorum Duru ya karşı.
Her ne kadar zorlansam da deniyorum.
Her şeyi ama her şeyin her aşamasını ben yapacağım diye çıkması delirtiyor beni.
Misal süt içip, yatacak (bekle hazırlayıp getireyim di mi?)
-dolaptan bardak alınacak-ben
-buzdolabından süt alınacak-ben
-mikrodalgaya konulacak-ben
(Tabii bu arada elinde süt dolu bardakla fırının kapağını açmaya çalışırken ,
süt çalkalanıyor, birazı dökülüyor.)
''Önemli değil annem, sileriz'' diyor. Deliriyorum ben bu arada...
Bitmediii,
-süte koyacağı nesquik dolaptan alınacak-ben
-kapağı açılacak-ben
-bardağa dökülecek, kaldırılacak vs vs -ben
-dolaptan pipet alınacak-ben
Ohhh nihayet bitti, içecek artık
sanıyorsanız fena halde yanılıyorsunuz
-içi süt dolu, pipetli bardak salona taşınacak-ben
Kazara bunlardan birini yapmaya kalkışırsanız
kavga ,kıyamet, gözyaşı veee cinnet geçiren bir anne ile
iki kat daha yoğun etkili çığlık
Bir gece daha böyle sona eremiyor, sadece sona ermeye hazırlanıyor.
Daha bunun, dişini fırçalama, gece okunacak kitapları seçme,
kaç kitap okunacağı hakkında pazarlık yapma,
ışığı kapatıp, gece lambasını açma vs vs gibi artçıları var.

21 Ekim 2013 Pazartesi

Yok artık

Duru genel olarak huy değiştirdiği için beni çok zorluyor.
Her şeye ama aklınıza gelecek her şeye ''ben '' diyor.
'ben yapacağım' ,'ben söyleyeceğim', 'ben açacağım' , ben,ben,ben....
Bu ben de bir cinnet ,cinayet hali yaratıyor doğal olarak.
4 yaş sendromu olma olasılığı yüksek olmakla beraber,
hastalığının sürmesinin de etkisi var.
Bayramdan önceki hafta sonu öksürüyor diye doktora götürmüş,
ayrıca 1 hafta kadar önce antibiyotik kullandığımızı ,kulağındaki sorunun iyileşip,
iyileşmediğini de kontrol etmesini istemiştik.
''aman gözünüz aydın, kulağında sorun yok. öksürük için bu şurubu kullanın,
sorununuz geçmezse pazartesi yarım gün çalışıyorum, tekrar gelin görüşelim'' dedi doktor.
Bizimki pazar günü yıktı ortalığı kulağım ağrıyor diye.
pazartesi tekrar gittik doktora.
''aaa orta kulak iltihabınız tekrar etmiş. 7 iğne'' dedi adam.
İğne yerine şurup aldık biz, çünkü adama güvenemedik,
Bir gün önce geçmiş deyip, ertesi gün 7 iğne verince inandırıcı gelmedi.
Bayramın 3 . günü Balıkesir e gittik.
Sinan ın abisi muayene etti ve ''ya çocuklar bu çocuğun kulağında galiba böcek var ''dedi.
Hastaneye gittiler, oradaki aletler daha gelişmiştir diye.
hakikaten böcek varmış.
Evden kbb uzmanını çağırmışlar, adam çıkarmış.
''şimdilik bu şişe antibiyotik bitene kadar kullanın, ama sonra mutlaka bir uzmana gidin ve
kulak zarındaki iltihabı dışarı çıkarsın, çünkü bunun antibiyotik ile geçeceğini sanmıyorum ''demiş.
ilaç koleksiyonumuza birkaç ilaç daha ekledik böylece...

4 Ekim 2013 Cuma

Haftasonu

Bugün haftanın son günü ve her zamanki gibi daha hafta başından bizim haftasonunda nelerle uğraşacağımız belli.
Aman dilimizi ısıralım da ani problemlerle o çok da istemediğimiz şeyleri bile yapmaktan mahrum kalmayalım.
Bu hafta sonu zorunlu bir alışveriş ve bir nikah var.Aslında aynı gün bir de kuaför ziyareti olacaktı ama hepsini halletmeye çalışayım derken nikahı kaçırabilirim ve bunun için çok kızarım kendime.
O yüzden sanırım kuaför işini pazar gününe ertelemek en mantıklısı olacak.
Pazar günü bir önemli işimiz daha var.Havanın ani soğuması ne giysem problemine yeni bir boyut kazandırdı.Ortalarda duran birkaç uzun kollu da kullanılınca  artık sanki bir daha hiiiiç kullanılmayacakmış gibi büyük bir zevkle kaldırdığımız kışlık veya yarı kışlıkları çıkaracağız.
Aslında ben bu saçma gibi görünen işleri yapmayı seviyorum çünkü bu işlere bir başlayınca farkında olmadan toparlanma işini abartıp,pırıl pırıl bir eve sahip oluyorum.Uzun sürmüyor olabilir bu derli topluluk hali ama bir iç huzuru verdiği muhakkak.
Aaaa nerdeyse unutuyordum.Bu pazar günü için yapmayı planladığım ,hatta yapmaya and içtiğim bir küçük iş daha var.Duru nun yatağını büyütmek.Yani yanındaki küçük etajerleri çıkarıp,yatağı benim içinde kullanışlı hale getirmek.

Defalarca benzer cümleler kurup;''Kızım bak,dizim ağrıyor.Sen yatağına yat ben de yerde yatayım.Senin yatağına benim bacaklarım sığmıyor.''dedim.Ama yok sonuç alamadım hiç birinde.Ya yere inip benim yanıma yattı ki bu yatak bulunan bir odada halı üzerine kıvrılmış iki insan görüntüsü verdiği için çok saçma oldu ya da ''Annem sen şimdi yat,üzülme.Babam benim yatağımı büyütünce rahat rahat yatarsın.'' diye beni teselli etti.
Türlü denemelerle yalnız yatmasını sağlamaya çalıştım ama zaman zaman travmatik tepkilerle karşılaşıp,''Amaaan zamanla beni yanında kendisi istemeyecek zaten,hazır bana sarılıp uyumayı istiyorken,ohh mis gibi sarılıp,uyuyayım kuzuma'' deyip,vazgeçtim.
Eee madem vazgeçtim kendi yatağımda tam gece yatmaktan (ne de olsa Duru nun yatağında başlayıp,kendi yatağımda devam eden ve bazen sabah yine Duru nun yatağında biten vardiyalı bir uyku düzenim var.) o halde olayı kendim için konforlu hale getireyim bari.
Neyse artık hafta sonuna psikolojik olarak da hazırım ve hepinize iyi ve az yorucu bir hafta sonu diliyorum.

2 Ekim 2013 Çarşamba

Ne ile Uğraşmalı ?

 Zaman zaman çok bunalır insan.Ne yapsam ne etsem de biraz kafamı dağıtsam diye düşünür.
 Eskiden olsa işin içinden çıkamadığım böyle zamanlarda kendimi uykuya verir,ne yapacağıma bu arada karar vermiş olurdum.Ama artık eski geniş zamanlar yok.Öyle oraya buraya savrulup,aman uyurken bir fikir bulurum ne de olsa diye oyalanmak yok.
 Bir dönem kendimi örgüye vermeme,bir dönem yabancı dil kurslarına gitmeme,bir dönem açık öğretimde yeni bir bölüm okumama neden olan itici güç aslında tamamen birşeyler ile oyalanma ihtiyacımdı.
 Sonra artık ders çalışmasız,sınavsız uğraşlar istediğimi farkettim.Ve gerçekten el becerisi ve göz zevki gerektiren keçe obje çalışmaları ve kıyafet yenileme tarzı işler edindim kendime.
 
 Duru nun doğumu için yaptım ilk önce.
 Kapı süsü,misafirlere dağıtılmak üzere küçük hediyeler ve bu hediyelerin koyulacağı sepet....
 (Kapı süsünün fotolarını bulamıyorum:( ,sepeti de içinde 1 yaş doğum günü hediyelerinin olduğu halde aşağıda bir yerlerde görebileceksiniz. )  



                                                                                                                                                                                
 Sonra Duru nun 1.doğum günü için küçük hediyeler veeee yukarıda sözünü ettiğim sepet ...





                                                                                                                                                       Benim küçük kızımın doğumundan sonra bir arkadaşımın oğlu olacağını öğrendik ve bu kez O nun oğlunun odası için birlikte oda takımına uygun aksesuarlar yaptık.
 


 




 Daha sonra bu küçük oğlanın yani Duru nun deyişiyle Küçük Özgür ün doğumgünü kutlaması için hazırlıklara başladık.Zaman gerçekten çok çabuk geçiyormuş.Şimdi kronolojik olarak yazmaya çalışayım derken bunu tekrar idrak ettim.:)
 Küçük Özgür ün diş buğdayını da doğumgünü ile birlikte kutlayalım dedi annesi ,sevgili arkadaşım Gonca.Hal böyle olunca ortaya bunlar çıktı.


 
 
 Biz bunlarla uğraşırken bu kez Duru nun 2.yaş günü yaklaştı ve pek tabii hazırlıklar yine başladı.
Artık magnet olmasın zira insanların buzdolabının üzerinde yapıştıracak yer bırakmadık diyerek,bu kez bir yerlere mesela kapı kollarına asabilecekleri bir çalışma yapmak istedim.Ve ortaya bu çıktı.
 


 Bu arada ben bu işleri çok sever oldum.Sürekli bir bahane olsa da yine keçe ile birşeyler yapabilsem diye düşünürken buldum kendimi.Sonra bahaneye ihtiyacım olmadığına karar verip rahatladım.Madem ben keçelerle haşır neşir olmaktan hoşlanıyorum o halde neden yapıp,hediye etmiyorum ki insanlara dedim.
 Taaa okul yıllarından arkadaşım olan ve ne yazık ki artık İzmir de değil İstanbul da yaşayan sevgili arkadaşım Aylin in küçük oğlu için de bir oda süsü yapmak istedim.
  




 Daha sonra sıraya doğum yapacak arkadaşlarım girdi.Onlar için kapı süsü ve misafirlere verilecek isme uygun hediyelikler yaptım.
 Önce yine taaaa ortaokuldan arkadaşım Özlem in Küçük Duru su için bir kapı süsü hazırladım.
 





 Sonra iş arkadaşlarımdan Selgün ün Minik Yağmur u için kapı süsü ve ismine uygun bir hediyelik hazırladım.

 

 
 

Şimdilerde keçe ile münasebetim yine küçük hediyelikler ve ev aksesuarları şeklinde devam ediyor.Örneğin yeni favorilerim bunlar ;
 
 






 Bu işlerden hala çok zevk alıyorum ama bir tembellik hasıl oldu bende.Elime aldığım zaman bir iki uğraşıp,sıkılıyorum.
Bu ara kitap okumaya eskisinden daha fazla zaman ayırmaya gayret ediyorum.Elimde en uzun kalan kitap bile iki haftada mutlaka bitmeli mesela.Zaman hesabını yaparken,kitapları sadece serviste işe gidip gelirken okuduğumu gözardı etmeyelim lütfen.

Günlerin Getirdiği

 Günlerin bana son günlerde getirdikleri genel olarak karamsarlık oldu.Hem havaların sürekli yağsam mı yağmasam mı karar
sızlığı ile homurdanıp,durması hem de Duru nun hastalığı etkili oldu bu durumda.
 Bir çocuk hasta oldu mu bütün dünyası değişiyor ya! Sonra yeniden normale dönünceye kadar tekrar hasta oluyor ya! Daha ilk hastalığın ruhsal arazlarını ortadan kaldıramadan yeniden başa dönüyoruz ya! İşte ben de buna hasta oluyorum...
 Biz hayatımızın ilk iğnesini yaptırdık geçtiğimiz hafta sonu.Yıllardır yalvarır dururuz doktorlara ''bizim çocuğumuz şurup içmiyor,bir şekilde içirsek de mutlaka kusuyor,enjeksiyon veremez misiniz?Biz de iyileştiğinden emin olsak...''
Her seferinde aynı cevabı alırız.
''Çok gerekmedikçe enjeksiyon önermiyoruz.''
Bu sefer önerdiklerine göre demek ki çok gerekiyordu.
İlk iğne ile ayağa kalktı diyebiliriz.
Şu günlerde asayiş berkemal,hatta bugün itibariyle iki gündür gitmediği okuluna da tekrar başladı.
Küçük kızım iyileştiği için mutluyum tabii ama çok daha enerjik ve umutlu günlerim de olmuştu...
İnsanların bir meşgalesi olmalı konulu postumu gün içinde yazacağım.Çünkü benim asıl derdim bu...
Not: Ben eski sözcükleri kullanmayı çok seviyorum.Birkaç sene önce işyerinde ''makul'' dediğim için arkadaşlarım çok dalga geçmişlerdi oysa eski sözcüklerin arasında en makul olan ''makul''dür.


30 Eylül 2013 Pazartesi

Hasta Duru

Her tarafım ağrıyor. Çok enerjik bir hafta sonu geçiremedim.
Cuma günü İstanbul da toplantı vardı.1saatlik kısa bir toplantıydı.
Öğleden sonra da Meltem le buluşup, Aylin e gittik.
Saat 8 uçağı ile döndüm.
Ama bana yalnız bir organizasyon yapmak yaramıyor.
Gün içinde hiç evi aramadım.
Her gün ne yaptınız? Okul nasıldı? Ağladı mı? ,o mu bu mu diye arıyorum.
Cuma kendi hallerine bıraktım bunları.
Eve geldim ,Duru hafif sallanıyor, gözler kaymış.
Öğretmeni biraz erken göndermiş, Cuma günü eve.
Ateşi var demiş anneme.
Cumartesi günü doktora götürdük.
Ben de Cumartesi günü için Serap ları yemeğe davet etmiştim.
Planım, Duru yla Sinan ı parka falan gönderip, evde yayıla yayıla yemek hazırlamaktı.
Orta kulak iltihabı olmuş.
Ateşi doktorda olduğumuz an 39 u geçmişti.
Doktor hemen enjeksiyon verdi.
3 gün enjeksiyon, sonra da 7 gün antibiyotik alın dedi.
Duru ilk kez iğne oluyor hasta olduğu için.
Bugüne kadar biz yalvarırdık doktora şurubu kusuyor ,iğne yapsak diye.
İğne gerekmedikçe yapılmaz diye itiraz ettiler hep.
Bu kez doktor söyleyince çok şaşırdık.
Çünkü Duru hep sordu, biz de ''yok kızım bu doktorlar iğne yapmıyorlar ,korkma '' dedik.
Yalancı çıktık.
Dün de Egepol de yaptırdık iğnesini.
Bugün Sinan öğlen gidip götürecek, sonuncusu yapılacak.
Bugün gitmedi okula, yarın da gitmez .Çarşamba göndeririz artık.

24 Eylül 2013 Salı

Her Konu Okula Bağlanıyor-2

18.Eylül Çarşamba itibariyle yeni okulumuzdaydık.
Bugün fiili olarak bu okuldaki ilk günümüz olacağı için izin süremi bir gün daha uzattım.Okulda çocuğumun çıkmasını bekledim.3 kez dışarı çıkıp,beni görmek istemesi dışında bir sorun yaşamadık.
Okula alınacaklar listemizle birlikte evimize dönüp,ilk günümüzü tamamlamış olduk.
 Anaokulu işini öyle veya böyle halletme yolunda bir adım attık evet.Ama benim neredeyse 2 yıldır içine düştüğüm,hangi ilkokula göndereceğim mevzuu bitmiyor bitemiyor.Bazen delirdiğimi hissediyorum.Bazen de henüz değil ama deliliğe oldukça yakın olduğumu.
 Bu yılın başlarında son 5 yılın SBS sonuçlarına göre İzmir deki okulların listesini çıkarmıştım.O listeyi devlet okulları,özel okullar ve eve en yakın devlet okulları diye de bölmüştüm.Bu yıl SBS sonuçlarının açıklanmasıyla 6.yılı da listeme ekleyip,kendi çapımda kararımı vermiş ,derin bir ohh çekmiştim.
En kötü karar kararsızlıktan iyidir mantığıyla gerçekten rahatlamıştım.Şimdi aklımdaki tek sorun karar verdiğim o okula gönderebilmek için adrese dayalı kayıt sistemi engelini nasıl aşacağımdı ki onun için de nakil yaptırabileceğim muhtemel adresleri belirlemiştim.Amaaaa şu anaokulundaki servis olayı aklımı başımdan aldı.Sırf iyi olduğunu düşündüğümüz için bir okula uzaklığına rağmen çocuğumuzu göndermeli miyiz derdi tuttu bu kez de beni.
''En iyi okul eve en yakın okuldur'' diyenler de arttı çevremde,algıda seçicilik midir nedir bilemedim.
Ben bu kadar olay içinde debelenir,geceleri uykumu kaçıran düşüncelere dalarken son olarak da
bu çocuğun hangi yıl,daha doğrusu kaç aylıkken okula başlayacağı tartışmaları alevlendi evde.
 Kafayı yiyorum.
 Dün gece Sinan la kavga ettik,çocuğun okula başlayacağı yılla ilgili olarak.
 Ben ''Seneye de anaokuluna gidecek,sonraki sene de ilkokula gidecek diyorum.
 Sinan:’’Ne gerek var.Senin ilkokula başlasın dediğin sene çocuk 68 ayının içinde olacak.Daha 5,5 yaşında olacak diyor.’’
 Ben de ‘’Bir sene sonra gönderirsek,80 aylık olacak.Okula başlamak için çok geç olacak’’ diyorum.’’Hem 3 sene anaokuluna niye gitsin,çok sıkıcı’’ diyorum.
 Sinan’’E o zaman bu sene gitmeseydi’’ diyor.’’Ben ocak doğumluyum sınıfın en büyüğüydüm,çok güzeldi ‘’diyor.
 Ben de ‘’Ben aralık doğumluyum 69 aylıkken okula başladım.Sınıfın en küçüğüydüm çok güzeldi.Koca çocukların yaptıklarını ben yapabiliyordum,çok keyifliydi’’diyorum.
 Sinan ‘’Ne yani ben gerizekalı mıydım ???Sen komplekslisin’’diyor.

Daha en azından koskoca 2 sene var önümüzde ama biz şimdidenbirbirimizi yemeye başladık bile.

 Ben de bunun etkisi ile habire okuyorum bugün.Yazılar haricinde yazıların altlarındaki diğer velilerin yorumlarını da okuyorum.

http://blogcuanne.com/2012/05/21/ite-kaka-birinci-sinif/ (bu 2012 ye ait bir yazı ,sadece insanların tereddütlerini anlayabilirsiniz buradan.Yönetmelikle ilgili son durum aşağıdaki eğitim ekranı linki)
 
http://blogcuanne.com/2012/05/09/5-yas-ile-7-yas-ayni-sinifta/#comments
      
http://www.egitimekrani.com/haber.php?haber_id=43492


Bunları okuyunca biraz sakinleşip, empati yaparak düşünüyorum.
Sinan da bir bakıma haklı gibi
Duru ocak 2010 doğumlu,
Can şubat 2010 doğumlu,
Ece (Merve nin kızı) ekim 2009 doğumlu,
Ada (Bilge nin kızı) eylül 2009 doğumlu,
Yani bu durumda sınıflarında Ocak 2009 dan başlayarak,Şubat 2010 a kadar çok çeşitli ay gruplarında çocuk olacak.
Gerçi bu eskiden de böyleydi.
Yani ben aralık .80 doğumlu biri olarak aynı yılın ocakları ile aynı sınıfta okudum.
Ama sanırım benim sınıfımda hiç 79 lu olmadı.
Yani o zamanlar aya değil ama yıla bakılıyordu.
En azından çocuklar arasında max.12 aylık bir fark oluyordu.

Bir de şöyle düşünüyorum.
Daha 3 sene bu çocuklar kreşti,anaokuluydu ,bıkıp,usanmazlar mı?



Sonuç;düşünüyorum,düşünüyorum bir arpa boyu yol katedemiyorum.Sanırım konuyu değiştirmenin ve okuldu,yaştı,aydı mevzuularından sıyrılmanın vaktidir.
Keyifli,neşeli yeni bir postta görüşmek dileğiyle...

Okula ne zaman başlamalıyız

Kafayı yiyorum.
Dün gece Sinan la kavga ettik, çocuğun okula başlayacağı yılla ilgili olarak.
Ben seneye de anaokuluna gidecek,
Sonraki sene de ilkokula gidecek diyorum.
Sinan: ’’Ne gerek var.S enin ilkokula başlasın dediğin sene çocuk 68ayının içinde olacak.
Daha 5,5 yaşında olacak diyor.’’
Ben de ‘’Bir sene sonra gönderirsek,80 aylık olacak. Okula başlamak için çok geç olacak’’ diyorum.’’
Hem 3 sene anaokuluna niye gitsin, Çok sıkıcı’’ diyorum.
Sinan ’’E o zaman bu sene gitmeseydi’’ diyor.’ ’Ben ocak doğumluyum sınıfın en büyüğüydüm, çok güzeldi‘’ diyor.
Ben de ‘’Ben aralık doğumluyum 69 aylıkken okula başladım. Sınıfın en küçüğüydüm çok güzeldi.
Koca çocukların yaptıklarını ben yapabiliyordum, çok keyifliydi’’ diyorum.
Sinan ‘’Ne yani ben geri zekalı mıydım yani?? Sen komplekslisin’’ diyor.
Ama biz Ocak -Şubat doğumlu olduğumuz için 68 aylıkken küçükler, seneye göndeririz dediğimiz an
çocuk 80 aylık oluyor ki bu durumda çok geç kalmış oluyoruz.
Bu durumda da 2015 Eylül de başlatmaktan başka şansımız kalmıyor.
Bu tolerans bence Haziran ayından sonra doğan çocuklar için geçerli olabilir.
Şimdi sakin kafa ile empati yaparak düşünüyorum.
Sinan da bir bakıma haklı gibi
Duru ocak 2010 doğumlu,
Can şubat 2010 doğumlu,
Ece (Merve nin kızı) ekim 2009 doğumlu,
Ada (Bilge nin kızı) eylül 2009 doğumlu,
Yani bu durumda sınıflarında Ocak 2009 dan başlayarak, Şubat 2010 a kadar çok çeşitli ay gruplarında
çocuk olacak.
Gerçi bu eskiden de böyleydi.
Yani ben aralık .80 doğumlu biri olarak aynı yılın ocakları ile aynı sınıfta okudum.
Ama sanırım benim sınıfımda hiç 79 lu olmadı.
Yani o zamanlar aya değil ama yıla bakılıyordu.
En azından çocuklar arasında max.12 aylık bir fark oluyordu.
Bir de şöyle düşünüyorum.
daha 3 sene bu çocuklar kreşti, anaokuluydu ,bıkıp, usanmazlar mı?

Her Konu Okula Bağlanıyor-1

 Uzun zaman oldu yazmayalı.Ama kendimce yaşadığım karmaşayı kaldıramadığım için yazarken tekrar yaşamaktan,tekrar hissetmekten korktum.
 Anaokulu maceramızın nasıl başladığından bahsetmiştim.Uyum haftası olan haftayı öğretmenimizin rahatsızlığı dolayısıyla yaşayamamıştık.Normal koşullarda herkesin okula başlayacağı 16.Eylül günü başladık biz de okula,uyumlanamadan :)
 İlk gün okula yine maaile gittik.Zaten iki saat içinde çıktı çocuklar.Normal çıkış saatini beklemedikleri için servisi yine kullanamadık ilk gün.Ertesi sabah servisin Duru yu  evden alacağı konusunda sözleşip,evimize gittik.Ertesi sabah güle oynaya bindi servise Duru.Beni işe gittiğim diğer günlerde olduğu gibi öptü,sarıldı,vedalaştık ve servisine bindi.O ağlamadı ama ben ağladım.Çok duygulandım ne yapayım?
 Biz servisi takip edelim de güzergahından emin olalım dedik.Ancak bizden bir ev sonrasına kadar takip edebildik.Sonra gözden kaybettik servisi.Ben uzağı iyi göremediğim ve plakaları bu yüzden okuyamadığım için ve bütün servisler birbirine benzediği için!! başka bir servisin peşine takıldık.
O servisin bizle alakası olmadığını anlayınca da okula gidip,orada beklemeye karar verdik.
Saat 07.20 de servise binen kızımız 08.20,08.30..... hala okula ulaşmadı.Servisin nerede olduğunu öğrenmek için aradığımızda Üçkuyular dayız dediler.Kulaklarımıza inanamadık çünkü bizim çevremizdeki çocukları aldıktan sonra çevre yoluna çıkıp,Üçkuyular a gitmişler.Çaresiz beklemeye devam ettik.Yarım saat daha geçti,hala yoklar.Sinirden çıldırmak üzereyken yine aradık,Mimkent teymiş servis.O an bu işin servisle olmayacağınnı anlayıp,bu işi bitirmeye karar verdik.
 Servis okula vardığında saat 09.10 du.
 Servisten ilk önce Duru indi .
''Ben daha fazla dolaşmak istemiyorum.Sıkıldım artık.'' diye söylendi.
Duru yu kaptığım gibi okula soktum ki çocuk kahvaltı yapabilsin.
Sonra önce servisle ,sonra okulla konuşup,bu macerayı sonlandırdık.
Büyük bir hevesle okula geldiği için o gün öğleye kadar okulda kalmasını bekledim.Bu arada onu beklerken evimize daha yakın olan okulu arayıp,kontenjanları olup olmadığını öğrendim.
Öğlen çıkınca da direkt o okula kayıt yaptırmaya gittik.Öğlen içeride öğleci öğrenciler olduğu için içeri girip,görüşemedik ama akşam üzeri tekrar gidip,hem sınıfları gördük hem de kaydımızı yaptırdık.
 Sonuç olarak taaaaa Temmuz ayında kayıt yaptırıp,o günden beri de yakın mı ,uzak mı ,çocuk servisle gidebilir mi gidemez mi diye düşünmekten helak olduğumuz okulu, bir günde servis sorunu yüzünden sert ve net bir şekilde bırakmaya karar verdik.

Yeni maceralarımıza gün içinde yeni bir post ile devam edeceğim.

21 Eylül 2013 Cumartesi

Rötarlı evlilik yıldönümü

Evlenme yıldönümümüzü gecikmeli olarak kutlamak için Çeşme/Alaçatı da bir organizasyon ayarladım.
Duru yu anneme bırakacağımız için de önce O nu eğlendirelim dedik.
Kahvaltıdan sonra Fame City ye götürdük 
Arkadaşlarından birini ayarlayamadığımız için çok eğlenmedi maalesef.
Fame City den Duru yu 2 gibi anneannemlere bıraktık.
Annem de oraya gelecekti ,kalabalık olsunlar diye düşündük.
Duru biraz arıza yaptı,
''Telefonumun şarj aletini iş yerinde unutmuşum ,hemen alıp gelelim'' dedim.
''Babam alsın getirsin'' dedi.
''Onu almazlar içeri ,tanımazlar vs vs.''
Neyse gittik.
Yol boyunca Duru dan bahsettik.
Yalan söylemek canımızı sıktı. Bize bir daha güvenmeyecek diye düşündük.
Yolda geri dönüp onu da mı alsak dedik.
Aradık, keyfi yerinde dediler.
Vazgeçtik.
Bu arada ben sabah regl olmuştum.
Neyse gittik, otele yerleştik, birşeyler yedik Alaçatı da
Sonra çeşme merkez e gittik.
ama çok toktuk birşey yiyemedik.
Sakızlı dondurmamızı yiyip, çay içtik. Geldik otele.
Sonra evi aradık. Asayiş berkemal mi diye...
''Değil'' dedi annem.
Sonra telefonu Duru aldı.
''Annem siz bana sözvermiştiniz. Hemen gelecektiniz ...vs vs.'' dedi.
Biz de kalkıp, geri döndük.
Gece kalmadık yani.
Hadi gece ağlaya ağlaya uyur ama sabah uyandığında da bizi göremezse güveni çok sarsılır diye düşündük.
Neden geç kaldınız dediğinde..
''Arabanın lastiği patlamıştı. Amcalar tamir etti geliyoruz dedim''
Eve geldik,
gözler kan çanağı.
Arabanın lastiği patladı diyene kadar ağlamıyormuş.
O andan sonra kopmuş...
Annemler nasıl geri dönecekler?
Artık gelemeyecekler mi?
Biz nasıl gezmeye gitçez? vs vs vs
yemiş annemi.
Sonuç : Benim yapacağım evlilik yıldönümü organizasyonu bu kadar olur? Öküz geldim, öküz gideceğim.
*1,5 ay rötarlı
*Sabahı regl olmuş
*Bütün gün çocuktan başka muhabbet yapılamamış
*Akşam da çocuğa karşı yalancı çıkmamak için geri dönülmüş.

20 Eylül 2013 Cuma

Okulun ilk günleri

Duru nun okulunu daha 2. günü değiştirmiştik, diğer okulun servis vukuatından sonra.
Mit evlerinin yanındaki Yeşilyurt Bağımsız Anaokulu na kaydettirdik.
Çarşamba günü ben ve annem bekledik bahçede.
Bizimkinin okuldaki ilk günü olacağı için öğretmen beklememizi istedi.
Dün Sinan ve anneannesi götürdüler. Annem bekledi. Ama herhangi bir sorun çıkmamış.
Çıktıysa da öğretmen içeride halletti herhalde. Dışarı çıkmamış hiç annemin yanına.
Bugün de aynı şekilde annem bekliyor. Az önce konuştum yine dünkü gibi bir vukuat olmamış bugün de.
Okul ile ilgili neredeyse hiçbir şey anlatmıyor.
Anlatsa da sallıyor. 
Mesela ben kahvaltıda neler olduğunu biliyorum.
''Bugün okulda kahvatı yaptın mı? Neler vardı kahvaltıda diyorum.''
Sayıyor da sayıyor. Gören de 5 yıldızlı otel sanır.
Çarşamba gecesi çok zor geçti onun için.
Gece sürekli dişlerini gıcırdattı.
Sürekli rüya gördü, konuştu.
Hatta bir ara ne dediğini anlamayıp, sordum ne oldu diye.
''Sütüm her yere döküldü işte'' dedi.
Acaba sütünü döktü de biri bir şey mi dedi diye düşündüm.
Ama üstü başı temizdi .Küçücük çocuk süt dökse üstüne de gelirdi herhalde.
Çarşamba günü okuldan gelirken yolda uyumuştu .
Sizinle konuştuktan sonra eve yürürken kucak istedi.
Aldım ve uyudu ,kucağımda.
Evde de uykusunda sayıkladı sürekli öğlen.
Acaba ilk günü diye mi öyle olmuştur?
Dün gece yatarken hapşırıyor ve burnu akıyor diye Calpol vermiştim
O yüzden mi huzurla uyudu acaba?
Bilmiyorum, anlatmadığı için de bilemeyeceğim hiç sanırım.

12 Eylül 2013 Perşembe

Mint Sevinci

 Her yıl kafayı taktığım renkler olur benim.Bu yıl mint rengiydi mesela.Kışın çok kullanılabilen bir renk olmadığı için yada ben bir şekilde onu kışa kombinleyemediğim için yazı bekledim.Bu yaz sıkça kullandım ama hala doyamadım minte.
 Garip bir his bu.Bende bir ferahlık bir temizlik hissi uyandırıyor.Dinginleştiriyor düşüncelerimi.Herşeyi beyaz-mint şeklinde bir arada kullanasım geliyor.
 Hem bu renk ev dekorasyonuna da çok yakışıyor.
 
 
 
 
Herkes kendisini neyin rahatlattığını hissettiğinde bu şeye asılmalı bence.Bu bazen bir renk bazen bir müzik bir küçük yürüyüş olur.Benim için şu aralar bu renge bakmak huzurun kaynağı o yüzden size de bir kucak balon hediye ediyorum mint renginde...
 
 
 
 
 

11 Eylül 2013 Çarşamba

Beklenen Olmadı

 Beklenen neydi tam olarak emin değilim.Bildiğim tek şey okul olayını gözümde çok büyüttüğüm ve konuyla ilgili çok heyecanlandığım.
 Dün okulun ilk günü olması vesilesiyle izin almıştım.Hatta bu hafta okulun ilk haftası olması vesilesiyle bu hafta için izin almıştım.Ama okulun ilk günü denen şey 1 saatlik bir alıştırma turuymuş sadece.Duru 1saat okulun içinde ,bahçesinde ,sınıfında dolanıp,arkadaşlarıyla tanıştı sadece.Öğretmeni ile tanışamadı çünkü sağlık sorunları sebebiyle öğretmeni 1 hafta raporluymuş.Bu alıştırma haftasında servis organizasyonu da yapılamıyormuş,tüm öğrenciler aynı anda başlamadığı için.Velhasıl benim1 hafta izinli olmam oldukça saçma oldu.Ben de dün bir gün evde oturduktan sonra bugün geri döndüm.İzin kağıdımı güncelledim.
 Bu arada çok şey farkettim.Yani aslında bildiğim ve daha önce doğum izninde tecrübe ettiğim şeyleri tekrar tecrübe etmiş oldum.Evde olmayı sevmiyorum.Çalışmayıp,evde oturmak beni çok tembelleştiriyor.Bir kere zorunlu olarak,giyinip,makyaj yapmıyorum.Dolayısıyla neredeyse yataktan kalktığım gibi dolanıyorum evde eğer bir yerlere gitmeyeceksem.İşin alengirli kısmı burada başlıyor.
Ee ben işe gelmeyi de sevmiyorum.Sabah 07.20 de evden çıkıp, akşam 19.30 da eve ulaşmak hoşuma gitmiyor sanırım.
 Türkiye de gündemde olmayan bir çalışma şekli -yada yaygın değil belki de-olsaydı.Part time çalışabilseydik yada işimizi yaptıktan sonra mevcudiyetimizin nerede olduğu önemli olmasaydı.Bazı günler işe gelip bazı günler evden home office çalışabilseydik.Yada 15.00 gibi işten çıkabilseydik,daha verimli olabilirdim sanki.
 Bütün bunların yapılabildiği meslek kolları var tabii ama artık meslek kolu değiştirmek için çok geç.
 Ruh hali ve bocalamalarımdan bahsettikten sonra son durum şöyle ki ; 16.Eylül pazartesi günü okul hikayesinin 2.raundu başlayacak ve ben sanırım o gün yine izinli olacağım.
 Okulun yolu taşlarla dolu postu o gün gelsin :)