Dil gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dil gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2013 Perşembe

Telaffuz

*Duru nun telaffuz edemediği bazı kelimeler ..
Fürültü : Gürültü
Köpteli Şirin : Öfkeli Şirin

8 Ocak 2013 Salı

Telaffuz

Duru nun hala doğru söyleyemediği bazı kelimeler var.
Vavi = Mavi
Fürültü=Gürültü
Veyve=Meyve

8 Mart 2012 Perşembe

Duru dan kısa kısa

Öyle uzun zamandır yazmıyorum ki
Hep diyorum ''bunu unutmadan not etmelisin diye''
Ama elbette unutuyorum yazmayı.
O yüzden bu sayfayı açtım ve aklıma geldikçe,
Duru nun ilk 2 yılına ait daha doğrusu aktif konuşmaya başladıktan sonrasına ait 
yani daha çok 1,5yaş ve sonrasına ait repliklerini buraya not edeceğim.
*Duru duymak istediği şeyleri soru şeklinde sorar ve karşısındakine söyletir.
 Süt içmek ister misin annem ?
 Banyo yapmak ister misin annem ?
 Geç olmuş annem, yatmak ister misin ? 
(ben tekrar ederim, geç olmuş annem yatmak ister misin?)
 İyi, tamam, hadi süt içelim.!!!
(süt içmenin bir yolunu bulmuştur yine ve sütünü içip, hadi kalkalım der.) :)
*Duru duymak istediği şeyleri soru şeklinde sorar ve karşısındakine söyletir.
Beni koridora çıkarıp ,vestiyerin önünde beklettiğinde veya oturttuğunda,
aynanın önüne oturup, O na sarılıp,''Şu güzelliğe bak'' diyorum.
Sonraki günlerde beni aynanın önüne oturtup, bana sarılıp,
'şu güzelliğe bak'' diyor.
*Duru yaramazlık yaptığında,yani yaptığı şeyin yaramazlık olduğunun farkına vardığında,
'ben …. 'yı çok severim annem'' der.
Ben buraya çıkmayı çok severim annem.
(sandalyenin tepesine çıkıp, kapı otomatı ile oynadığı zamanlarda…
*Duru yapmak istemediği bir şey olduğunda direkt itiraz etmez, dolaylı yoldan itiraz eder.
''hadi kızım bezini temizleyelim''
iyi ,tamam ,yapmayalım.
''hadi kızım uyuyalım''
iyi ,tamam ,istemiyom. :)
''hadi kızım yemek yiyelim.''
iyi , tamam ,yemiyim.
*Duru annesi işten geldiğinde ya ''babaa,babaaa'' diye çığlık çığlığa ağlar.
yada annesiyle bir şekilde zaman geçirir.
hadi bir anneye sarıl bakalım..
(kucağıma gelip, sarılıp, bu cümleyi söylediğinde mest olurum)
*Duru soruya soruyla cevap verir, duymak istediklerini duymak için tabii yine…
''nasılsın kızım? Neler yaptın bugün?''
Anneanneyle oyun oynadınız mı?
''anneanneyle oyun oynadınız mı''
Anneanneyle koştunuz mu?
''anneanneyle koştunuz mu''
(resmen önce cevap, sonra soru şeklinde iletişim kuruyoruz.) :)

14 Ağustos 2011 Pazar

Misı nam-ı diğer Mısır

Bugün akşam annemi iftara çağırdık. Sinan ın annesi de gelecek.
O yüzden iftar vaktine denk getirmeden, dışarı çıkıp, vakitlice Duru yu parka götürelim dedik.
O uyuyunca evi temizlemeye koyulduk. Yine evin şeklini değiştirdik. Duru Hanım televizyona
yapışık durduğu için televizyon sehpasını yine kaldırma kararı aldık. Salon iyice iğrenç bir
hal aldı.
Duru uyanınca yemek yedirdik. Giydirirken zorlanınca ,''atta gidiyoruz'', deyince sakinleşti.
'Aakka''aakka' demeye başladı. 'evet annecim, ayakkabılarımızı da giyeceğiz.' dedim.
Giyinir giyinmez fırladı ve 'aakka' aramaya koyuldu.
Dışarı çıkmaya bayılıyor. Kaydırağın merdivenlerine tek başına çıktı bugün. Tepesine gelince
oturup da kayması gerekirken, ayakta kendini aşağıya bırakıyor. Tabii ben tutmuyor olsam,
tepe üstü yuvarlanacak. Ama o çok mutlu oluyor tabii bundan.
Eve dönerken, arabaya bindirmekte zorlandık. Nasıl ağlıyor? Kapıyı tutup,''aç,aç'' diye bağırıyor.
Geçen hafta sonu babaannesine gitmiştik. Serap ablalar da geldi. Mert ve Demet le
koşuşturmak çok hoşuna gitmiş olmalı ki her attaya gidiyoruz deyişimde 'Met ,met diye Mert 
sayıklıyor.
Akşam anneanne, babaanne le yemeğimizi yedik. Duru cuk mutfakta ocağın üstündeki düdüklü 
tencereyi görüp,'misı,misı' diye mısır sayıklamaya başladı. O tencerede pişirdiğimi görmüş.
Ve o tencerenin içinde mısır var zannediyor. Bir iki kez tekrarladı bunu, ben de her seferinde
tencereyi açıp, içinin boş olduğunu gösterdim ama o yine tekrarladı. Dayanamadım ,
buzluktaki tanelenmiş halde koyduğum poşetlerden birin açıp, tabağa doldurup, ısıttım.
Önüne koydum, tabaktan çerez yer gibi alıp, yedi ve televizyon seyretti.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Şarkılı türkülü

Bu akşam anneanneden gelir gelmez, beni ve babasını alıp, odasına götürdü. En sevdiği aktivite 
olan sandık üzerine çıkıp, zıplama oynama işlemine girişti.
Biz de hazır olda onu bekliyoruz tabii bu arada.
'Hadi Duru şarkı söyleyelim'dedik.
'2 uzun kulağım..' söylendi. 'ellerim tombik tombik' söylendi.
Sonra Sinan Pepe de söylenen bir şarkıyı  söyledi.
 -İki ekmek aldım, eve gidiyorum. Biri büyük ,biri küçük iki ekmek aldııım.
Duru 'buyüüüüük' diye bağırdı. Büyük demeyi öğrendi. Küçük diyemiyor ama henüz.
Sonra Pepe Pepe diye sayıklamaya başlayınca gidip bilgisayarı açtık ve hoplaya zıplaya 
oynamaya başladı minik kuzum…

30 Temmuz 2011 Cumartesi

İlk tatil kabusu

 Çok şükür bugün döndük. Allah ım ne tatildi!!! Her günü ayrı bir vukuat her günü ayrı bir
yorgunluk ve mutsuzluk.
Pazar günü Sinan bizi bıraktı ,akşam yemeğini bizimle yedikten sonra eve geri döndü.
Ama Duru daha ilk günden çıldırmaya başlamıştı. İlk gün öğleden sonra çılgınca ağladı.
Ama ne ağlamak. Hayatımızda ilk kez çarşafla salladık Duru yu uyutmak için.
Ben bu kadar ağlamaya dayanamayıp, sinirden ağlamaya başladım .Dikkat ! Daha ilk gün!!
Sinan Meltem le beni denize gönderdi. 'Biz uyuturuz, siz gidin.' dedi.
İlk gün olduğu için ,uyumsuzluk yaşamıştır, normale döner dedik ama ne mümkün.
Sürekli dışarda koşmak istedi. Güneş tepedeymiş, öğlen vakti dışarda olunmazmış.
Yok hiç anlamadı bunları. Sadece kendi çapında çimlerde gezse neyse .
İnsanların kapısındaki ağaca astıkları salıncağa binmek istedi,
başka çocukların toplarını almak istedi.
Şimdi tatil bittikten sonra bunları yazınca ''amaaan ne var bunda ,gayet normal çocuk davranışları' diyor insan.
Ama kesinlikle öyle değil. Öyle kötü ,öyle gergin günler geçirdik ki anlatamam.
Bir kere Duru hiç ama hiç kucağımdan inmediği için ben çok sinirliydim.
Annem ve 6 aydır görmediğim kardeşimle oturup, şöyle keyifle bir çay içemedim.
Bırak keyifle çay içmeyi, yemeği bile neredeyse aynı anda yiyemedik. Sanki ben işteyken
anneannesiyle kalmıyormuş gibi, ona bir kez bile gönüllü gitmedi.
Duru nun öğle uykularında ya denize gittim, ya ben de uyudum yorgunluktan ya da
şöyle balkonda keyifle bir çay içelim deyip, çay içtim.
Meltem de tatilini büyük ölçüde yalnız başına deniz kıyısında geçirmiş oldu.
Bu arada ben sinirli ,Duru sinirli, ağlamaklı ,tabii diğerlerinin de sinirini bozduk iyice.
Bir gün annemle kavga ettim, bir gün Meltem le küstük. Birbirimize girdik yani.
İki karış boyuyla, bizi birbirimize düşürdü bu küçük bıdık.
 Denize öyle geçen seneki gibi çok keyifli girmedi Duru Hanım. İlk gün yine biraz daha
istekliydi. Daha sonraki günlerde dalgalardan korkmuş olmalı, ya hiç girmedi denize.
Kucağımda bacaklarını belime dolamış bir şekilde durup, denize taş atmayı tercih etti.
Ya da bir şekilde simiti ile denize  sokmayı başarsak bile robot gibi kıpırdaman oturdu,
denizin içinde.
 Genellikle o küçücük odada Pepe seyrettik. Bir tek onu seyrederken çok sakindi. Amaaaa
o bitince feryadı bir gör. ''Pepe bittiii.'',''aç,aç,aç''
 Tatilin en hayırlı sonucu Duru nun artık iyiden iyiye konuşmasıydı.
Sinan bizi almaya geldiğinde farkı çok net fark etti.
Artık bıcır bıcır konuşuyor. Ben ne dediğini büyük ölçüde anlıyorum .
 -aaba gelio (araba geliyor)
 -giy giy (ayakkabıları ayağında olmadığı için dışarı çıkmasına izin vermeyince)
 -aakka (ayakkabı) (Bunu evde de söylüyordu ama tatilde çooook yoğun kullandı.) :)
 Duru yu susturabilmenin bir yolu da O na çiğdem yedirmekti. Öyle ki ağlamasın diye
kendim bir tane yemeden saatlerce çiğdem kırdım onun için. Yeter ki sussun!!!
 Kaldığımız yerin arka cephesinde başka bir alan vardı. İnsanların kendilerine ait barakalar
yaptığı bir alan. Onların birinin önündeki bir direkte salyangoz vardı.
Meltem le gezdikleri bir anda onu fark etmiş, Meltem de 'salyangoz' demiş.
Odaya gelip kitabından salyangoz resmini gösterdi Meltem e.
Halkalarını çıkarırken tek tek saydı ,bütün tatil boyunca. Evde de sayıyordu ama burada
çok daha net ve kendi isteği ile,-bii ,-kiki ,-üç ,-dööööt,-beş ,-dedi,  -şekis ,-dokuş , -oooooon
diye saydı.
Altıyı başlarda genellikle unuttu ama son günlerde onu da eklemeyi başardı.
Bol bol Pepe şarkıları söyledik. Meltem in beynine kazındı şarkılar.
Durmadan tekrar etmeye başladı bu şarkıları.
İşte bunlardan bazıları ;
 -İki ekmek aldım, eve gidiyorum. Biri büyük ,biri küçük iki ekmek aldııım.
 -Pepe nin sarıları çoğalıyor. Pepe nin sarıları çoğalıyor. Bir tane sarı muz, bir tane sarı ağaç ..vs…
 -Pepe annesine ne renk çiçek verecek. Pepe annesine ne renk çiçek verecek….
 -Önemli olan, oyun oynamak, üzülmeyi bırak eğlenmene bak….
 Eve dönünce küçük kızım normale döndü. Kucağımdan indi, evin içinde dolanmaya başladı.
Sinan bilgisayara Pepe cd leri yüklemiş. Onları açtık. Meltem ve Sinan alışverişe gitti.
Duru salonda tek başına Pepe seyretti. Ve beeen mutfakta buzdolabını bile sildim bu arada.
Çamaşır makinasına bütün tatil kıyafetlerini attım, astım, bir daha attım ,bir daha bir daha.
Duru arada beni yoklamaya gelse de deliler gibi Pepe seyrediyordu.
Pepe sen nelere kadirsin, seni yapandan yönetenden Allah razı olsun diye diye yaptım işlerimi.
 
 
 
 
 

 
 





18 Temmuz 2011 Pazartesi

Kutu kutu pense

Dün gece pişikleri dolayısıyla çok kötü bir gece geçirip, çok ağlayınca artık bir
dermatoloğa götürmeye karar verdik.
Annemden rica ettim, Zeybek Tıp Polikliniğine götürmesini istedim.
Doktor o kızarıklıkların mantar olmadığını ,içtiği bir ilacın idrarında kalıntı bıraktığını
bu nedenle de kızardığını söylemiş.
Son günlerde ilk kez yediği bir şey de olabilir demiş.
Düşündüm, düşündüm son günlerde en çok yediği şey karpuz ve domates.
Karpuz böyle bir şey yapmaz ama domates suçlu olabilir.
Bu yüzden bir süre çiğ domates yemeyeceğiz :(
Bu arada kızım bir şekilde 'kutu kutu pense' oynamayı öğrendi.
Halası büyük çocuklara oynatırken o da müdahil olmuştu bir gün.
O gün bu gündür, ara ara ben de oynatıyordum.
Şimdi elimizi tutup, bizi odasına veya yatak odasına götürmeye kalktığında
hemen kutu kutu pense pozisyonu alıyoruz.
Biz söylemeye başlayınca O da 'kutu kutu pense' diyor artık.
İnanamıyorum yaaa.
Benim küçük kurabiyem, artık böyle uzun uzun sözcükleri söyleyebiliyor.

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Kaçamak

Bugün Cumartesi olmasına rağmen Duru yu anneme bırakıp, Özlem le buluştum.
Biraz davetiye ıvır zıvır baktık. Eve dönerken kendime düğünde giyeceğim elbiseyi
aldım, Duru ya da uzun zamandır almak istediğim plastik yazlık ayakkabılardan buldum.
Eve geldiğimde Sinan ve Duru evdelerdi. Koşarak kapıya geldi Duru güle güle.
Ayakkabıları verince yere oturdu ve ayakkabıları giymeye çalışarak 'giy giy' dedi.
Ayakkabıya 'aakkabı' diyor.
Akşamları odasındaki sandığa çıkıp, lay lay yapmak üzere bizi zorla odasına götürdüğünde de
elbise dolabını açıp, bebeklik ayakkabılarını çıkarıyor. Eline alıp, sandığa çıkıyor.
'Aakkabı,aakkabı' diyerek onları sandığın üstüne koyuyor ve 'dusun dusun' diyor.
Tamam kızım, ayakkabıların sandığın üstünde dursun, sen öyle istiyorsun madem.

10 Temmuz 2011 Pazar

Dolu dolu haftasonu

Cuma günü anneannemiz Selçuk a düğüne gittiği için,Duru yu öğleden sonra teyzemlere bıraktı.
Biz de akşam oradan aldık. Cumartesi günkü mevlid dolayısıyla cuma akşamı Hüseyin Abi ler bize geldiler,
kalmaya.
Kapı çalınca Duru ya 'Gel bakalım kimler gelmiiiş' dedim.
Duru 'abi abi ' diye heyecan yapmaya başladı.
Sonra kapıda Deniz i görünce de sevindi, gülümsedi.
'Aaa Deniz Abla gelmiş' dedim.
Duru 'Deniş abla' dedi, sondaki a yı incelterek kibar kibar.
Bir ara 'Ayşen Yenge' demeyi bile başardık.
Cumartesi mevlide gittik babaannemizin evine.
Mevlid boyunca Duru başımdaki örtüyü çekiştirip, 'aç aç ' dedi.
Sonunda ben de pes edip, takmamaya karar verdim.
Mevlid bitip, Duru öğleden sonra uykusundan uyanınca evimize döndük.
Akşam çok geç vakitte de önce oyuncakçıya gittik Alper ve Hamza Kaan a hediye almak için,
sonra da İnciraltı na gittik.
Oyuncakçı da Duru deli gibi koşturdu. Raflardaki peluş oyuncakları çekiştirip, yerlere attı.
İnciraltı nda da sadece kaydırak olan küçük çocuk parkında oynadık kızımla. Tam O na göreydi,
yerler kum ve kaydıraklar kısa merdivenli. Çok eğlendi. Sonra yorulup, sütünü içip, uyudu.
Bugün Serap Abla ya kahvaltıya gittik. Kalabalık bir gruptuk.
Hüseyin Abi ler, Vedat Abi ler, Sedat Abi ler, Serap Abla lar, babaannemiz ve biz.
Yani bir tek Serdar Abiler eksikti aileden.
Duru müzikli oyuncaklar bulup, onlarla oynadı. Piyano gibi, org gibi bir oyuncak vardı.
Onun başında bol bol fotoğraf çektik kızımı, o poz vermese de.
Güzel de kahvaltı yaptı.
Her şeyden biraz biraz derken uzun zamandır yapmadığı kadar iyi bir kahvaltı yaptı.
Kızım aynı anneannesi gibi keki çok seviyor.
Haa bir de pilava bayılıyor. Bütün hafta sonu, mevlid dahil sürekli pilav sayıkladı 'Pii piii' diye
Cumartesi günü kahvaltı yapmayıp, daha öğle uykusuna bile yatmadan, açlıktan pilav yedi.
Evde sürekli pilav bulundurmalıyım yoksa bu kız beni mahveder.:)

3 Temmuz 2011 Pazar

Daha da konuşuyoruz

Bugün öğleden sonra Gölet e gittik. Kızım göldeki ördekleri görüp,' 'vak vak , vak vak'' diye
heyecan içinde bağrıştı.
Koşturdu. Bizi bırakıp, bırakıp, başka insanların arasına daldı. Her zaman ki gibi.
Yine Hamza Kaan ne dediyse ,ne yaptıysa güldü.
Hamza Kaan annesinden Duru gibi bir kardeş istedi. Aslında erkek olsun istiyormuş ama
Duru gibi olsunmuş. Sevimli olsun, etrafımda pervane olsun istiyor sanırım.
Dönerken yorgunluktan baygın düşüp, arabada uyudu bizim ufaklık.
Evde de devam etsin uyumaya, biz de biraz iş yapalım derken, uyandı tabii :)
'Anne-baba'' diye diye bizi yine sandık başına sürükledi.Bu akşam ;
'Senin adın ne? Duru'' çalışması yaptırdım veee Sonuç:
'Senin adın ne?' diye sorunca utanıp, gülerek ''Duuu'' diyor.
O sandığın başında neler neler konuşuyor. Anladığım kadarıyla;
'Lay yabıyodu Duu''
'Memesi düşüodu'' (memeyi yere atıp)
Otuu'' (biz ayağa kalkıp, oradan uzaklaşmaya meyledince)
Galk'' (biz salonda otururken, bizi istediği yere götürmek için, yada sandıkta onun yanına 
oturunca. Eee hanım onun tepesinde yalnız olmak istiyor)

5 Ocak 2011 Çarşamba

Çocuklar hasta olmasın

Bu günlerde durumumuz hiç iyi değil,
Duru hasta. Peditus içiyorduk. Doktor 5 günden fazla devam etmeyin demişti.
Biz de 3 gün içirip bırakmıştık. E zaten iyileşmişti de.
2 gündür yine kötü, burnu akıyor, tıkanıyor, temizletmiyor. Temizlerken ağlıyor.
Okyanus suyu aldık, bebekler için minik göz damlası gibi plastik tüpte.
Ağlasa da kullanıyoruz mecburen.
Dün akşam yine ateşliydi, boş boş bakıyordu etrafa.
Calpol içirip, yatırdık. Gece 3,5 gibi uyandı ateşi artmıştı. Yine calpol içirelim dedik.
İçirmemizle kusması bir oldu. Üstümüz, başımız yatak rezil oldu.
Korktu bu seferde ağlamaya başladı.
Sabah uyurken çıktım, ateşi düşmüş gibiydi.
Bilmiyorum yaa, iyileşti derken yeniden başlıyor. Ne yapmalıyım bilmiyorum.
Bu akşam Özlem gelecek, ona bir muayene ettireceğim olmazsa doktora gideceğiz.
Ama doktor 38 derecenin üstüne ateş demiyor ki.
Bizimki max. 36,5 oluyor. Ama o da duru için çok işte.
Bu ateşte bile huysuz ağlamaklı ,sürekli kucakta.
Sabahları mümkünse Duru ya görünmeden çıkıyorum evden.
Şu an o insanların söylediği, ''hadi annecim ben şimdi gidiyorum işe, para kazanıp,
sana süt alıcam, mama alıcam'' hikayeleri için çok erken.
Boşu boşuna ağlatmanın anlamı yok çocuğu.
Anneme bırakırken de çaktırmadan Sinan a bırakıp çıkıyordum.
Tabii mümkün olduğunca ,çünkü eğer karşılaşırsak, ağlıyor çocuk.
Ben sanki odadan başka bir şey için çıkıyormuş gibi çıkıp gidiyorum
arkasından el sallamıyorum henüz.
Duru nun da arkadaki dişleri çıkacak, herhalde eli bileğine kadar ağzında nerdeyse.
Bu hafta sonu Özgürlerin oğlanın Mert Efe nin doğum günü var.
Bizimkine de az kaldı. Ben de bu konuyu düşünüyorum işte ne yapsam neler ikram etsem 
falan diye.
Meltem gelecek Duru nun doğum gününde.
Genel olarak o da mutsuz alışamadı ve alışmak da istemiyor sanırım.
Hep bir mutsuzluk buluyor kendine.
Haksız değildir mutlaka, ben asla gitmezdim bile.
Amaaan hep böyle saçma sapan yani durumumuz.