challange etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
challange etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2018 Pazartesi

Birikmiş Challenge Yazıları 16-17-18/52

Hayatımda ilk kez bir challange a başladım ve pek başarılı olduğum söylenemez. İtiraf etmeliyim ki çok sıkıldım. Anlamsız gelmeye başladı bu sorular . Ama başladım bir  kere ...
16.Hafta ---- Daha az yapsam dediğim 5 şey ...
  1- Hayıflanmak yerine eyleme geçsem ve başladığım bu eylemi sonuna kadar götürsem. Şikayetçi olduğum konularda çok radikal kararlar alıp, harekete geçemememi sevmiyorum. Bir şekilde gaza gelip, harekete geçtiğimde ise ilk tökezlemede peşini bırakıp, '' ben beceremiyorum bu işi'' diyorum. Bu da bir çeşit tembellik işte.
  2-  Kendimi olduğum gibi kabul etsem ve sürekli eksiklerimi sıralamasam. Bu da 1. ile benzerlik gösteren ve çok daha az yapmam gereken bir özelliğim.
  3- Daha az kötümser olsam. Modumu yükseltip, herkese neşe saçtığım ve ortalıkta kendim dahil herkesin psikoloğu gibi dolaştığım günler artsa, artsa ve hiç bitmese ...
  4- Daha az tatlı yada abur cubur yesem .Artık sağlıklı beslenmeye karar verdim deyip, irademe hakim olamamak sinir bozucu oluyor.
  5- Daha az eleştirsem. Bazen Sinan ı bazen çocukları aşırı eleştiriyorum. Sinan ı eleştirdiğimde ,değiştiremeyeceğim için çok ısrarcı olmuyorum. Çünkü kazanılmış bazı alışkanlıklarını değiştirmeyeceğimden eminim ama çocukları doğru yöne kanalize edebilirim diye düşünüyorum ve sanırım gereğinden fazla müdahaleci oluyorum.


17.hafta --- Kendimle ilgili sevdiğim şeyler ...
  1- Alışveriş yapmayı sevmiyorum . Gerekmedikçe bir şey almaktan hoşlanmıyorum. Bu huyumla da gerçekten gurur duyuyorum.
  2- Kuaföre gitmeyi sevmiyorum . Özellikle katılmam gereken bir organizasyon yoksa yılda max. 2 kez gidiyorum kuaföre hatta bazı senelerde 1 kez kışa girerken gidip, kestiriyorum o kadar.
  3- Modum çok sık düşüyor ama sonra bir şekilde kaldırıyorum kendimi ayağa . Bu benim manik -depresif bir insan olduğumu kanıtlar ama yine kendi kendimi motive edebiliyor olmam güzel sanki.
  Başka da sevdiğim bir özelliğim yok galiba . Kitap okumayı severim , magazin peşinde koşmaktansa hep bir eğitici aktivite veya program peşinde olurum. Bunlar da sevdiğim özellikler ama
bir önceki haftanın konusundaki, daha az yapsam dediğim şeyler o kadar ağır basıyor ki, kendimi sevmek yerine yermeyi tercih ediyorum galiba hayatımda.


 18.hafta ---Heyecanlandığım bir şeyler ...
   Bu soruyu nasıl cevaplayacağımı bilemedim. Bol adrenalin falan değil kesinlikle . Bu tarz şeyler heyecanlandırır elbette ama buradaki sorunun olumlu yani isteyeceğim bir heyecan olarak sorulduğunu sanıyorum. O nedenle de tatile çıkmak ,yeni yerler görmek , güzel bir konsere gitmek gibi gezi ağırlıklı konular beni heyecanlandırır .

10 Nisan 2018 Salı

Şu Anda Ne Giyiyorum ? 15/52

Çok nadir olarak etek giyerim ben ve bugün o nadir günlerden biri.
Üzerimde yeşil pliseli bir etek ve üzerimde de aynı yeşilden beyaz çizgili bir tshirt var.
Bu sorunun amacını bilemedim hiç ama madem başladık bir işe tarihe böyle gereksiz bir not düşebiliriz.

Akılda Kalan Bir Rüyam 14/52

Bu tarz bir rüyam vardır elbet yani gördüğüm günlerde beni pek çok etkileyen ama şu an aynı etkiyi vermiyor ki hatırlayamıyorum.
 Çocukken yani en fazla 7-8 yaşlarındayken sürekli gördüğüm ve beni çok heyecanlandıran aslında korkutan bir rüyam vardı. Hep çok gergin uyanırdım. Şimdi düşününce mantığını çok anlayamasam da bir uzay aracı vardı ,uçan daire gibi bir şey. Onu çalıştırmak için de içine sürekli çiğneyip sakız atmamız gerekiyordu. O yüzden rüyamda çılgınca bir hızda sakız çiğniyor ve bir şekilde araca yakıt
olarak atıyordum. Günlerce art arda aynı rüyayı gördüm. Rüyalarda çok da mantık aramamam lazım belki ama bu rüyanın kesinlikle bir anlamı ,bir şeylerle bir bağlantısı vardı.

30 Mart 2018 Cuma

Herhangi Bir Konuda Kendimi Tutmama Neden Olan Şey Nedir ? 13/52

 Genel olarak bağırıp, çağıran ,hakkını arayan bir tipim. O yüzden pek kendimi tutmam yani tutmazdım. Hep öyle oldum bu yaşa kadar ama yıllar geçtikçe biraz duruldum diyebilirim.
 Eskisi kadar güçlü yada tuttuğunu koparan biri değilmişim gibi geliyor bazen şimdilerde. Bunun adı olgunlaşma mıdır yoksa yorulma mıdır bilemiyorum. Bildiğim tek şey artık daha az mücadele ederek elde etmek ve o elde ettiğim kadarıyla mutlu olmak.
 İçinde yaşadığımız koşullar beni çok sinirlendiriyor aslında. Bundan yıllar önce çok daha kötü koşullardayken kazanılmış hakların ,şimdi o kazanılmış haklarını kullanan geri kalmış zihinler tarafından gasp edilmesi fena halde canımı sıkıyor, içimi acıtıyor. Ama biliyorum ki kendimi tutmayıp, tepki vermem hiçbir işe yaramayacak. Çünkü tek başına başarılabilecek bir şey değil bu .
Ekip işi, toplum işi. Bu konu oldukça sosyolojik bir konu.
 Hayatımın sadece beni ilgilendiren kısmına gelirsek ise beni bugüne dek bir şey yapmaktan alıkoyan tek şey rezil olma korkusu oldu. Bunun son derece yanlış ve kısıtlayıcı olduğunu biliyorum .
Kime rezil olmak bu kadar ürkütür bir insanı ?  El alem fikri neden bu kadar büyük ki zihnimde ?
Hem el alem dediğim o  insanların düşüncelerinin ne kadar sığ olduğunu ,bence toplum için ne kadar da faydasız olduklarını düşünmüyor muyum hep ? Ee o zaman nedir bu onları bu kadar ciddiye alış ?
İşte bu da benim bireysel tez konum. Aslında hepimizin bireysel tez konusu. Genele yayılan davranışların normal kabul edildiği bir dünyada sığ düşünceli o genele yayılmış insanların algıları ve tepkileri de normal kabul ediliyor. Hal böyle olunca da bizim gibi enine boyuna düşünen insanlar kendilerini böyle bir çıkmazın içinde buluveriyorlar.

Sevdiğim Yerler 12/52

 Sevdiğim yerler çok fazla çünkü ben yeni yerleri seviyorum ve onlar da haliyle benim bitiremeyeceğim kadar fazla.
 Sokakları güzel ,temiz , eski mimariye sahip evler ve dükkanlarla dolu her türlü yerleşim yerinde saatlerce dolaşabilirim. Yorulunca o çok sevimli dükkanlardan birine girip, bir çay içip, bir şeyler
atıştırıp, sonra kaldığım yerden devam edebilirim.
 Moda'daki cafeleri ,sokakları çok severim. Gerçi son zamanlarda sanırım oralarda şantiyeye dönüşmüş ama özlerim zaman zaman o sokakları.
 Safranbolu sokaklarını , Şirince sokaklarını , Kaz dağlarındaki köyleri severim. Huzur dolu gelir, bir rüyada gibi gezinirim oralarda.
 Bunlar dışında henüz gitmediğim görmediğim ama seveceğimden emin olduğum dünya kadar dünya köşesi olduğunu da hissediyorum. Keşfetmek ve şaşkın bakışlarla gözlemek çok büyük bir keyif veriyor genel olarak bana.

13 Mart 2018 Salı

Şu Andaki Müzik Listem 11/52

  Benim hiçbir zaman müzik listem olmadı. Sevdiğim müzikler oldu, daha fazla sevdiklerim oldu, kesinlikle tahammül edemeyeceklerim oldu ama bir müzik listem olmadı. Çünkü kulaklıkla müzik dinlemeyi sevmiyorum. Sakin sakin arka fonda çalmalı müzik benim için. Bazen de çok coşmak istiyorsam yüksek sesle ama yine arka fondan gelmeli. Kulağım içindeki o beni son derece rahatsız eden kulaklıktan gelmemeli. E hal böyle olunca da müziğe sürekli ulaşabilen biri olamıyorum doğal olarak. Açık ofiste çalışan bir insan olarak, herkesin kendi zevkine göre sakin sakin müzik çaldığı bir ortamın bir noktadan sonra uğultulu bir ortam olacağını biliyorum. Bu yüzden de iş yerinde pek tercih etmiyorum müzik dinlemeyi iş yerinde.
 Yine de aklımda çalan müzik listesini şu şekilde sıralayabilirim.
 *90ları dinlemeyi çok severim. Bana gençliğimi hatırlatır. O günlerde hiç sevmediği düşündüğüm yada dalga geçtiğim şarkılar bile beni alııııp çok başka yerlere götürür.
 *Dur bir sanatçı veya grup seçeyim de bütüüün şarkılarını şöyle bir dinleyeyim dediğimde ise aklıma ,
Candan Erçetin , Fatih Erkoç, Nazan Öncel , Model ,Sıla, Duman gelir . Bazen değişkenlik gösterir bunlar ama genelde ilk bunlar gelir aklıma.
 *Bazen de klasik müzik kulağımı iyileştirme gayreti içine girer ve seçtiğim bir sanatçının tüm eserlerini duyar duymaz tanıyabilmek için bir yandan ruhumu dinlendirir bir yandan da bir nevi ders çalışır gibi klasik müzik dinlerim .
 İşte müzik ile münasebetim böylesine karmaşık bir o kadar da sakindir benim.

Dünyayı Nasıl Görüyorum? 10/52

  Dünyayı hiç iyi ,hiç güzel ve hiç adil görmüyorum. Bu konu üzerinde çok fazla düşününce de inanılmaz bir karamsarlığa kapılıyor ve mutsuz oluyorum. En iyisi dünyanın güzellikleri görmek ve kendi küçük dünyanda sakin sakin yaşamak diyorum bu mutsuz anlarımdan çok yorulduğumda. Sonra bu da insanlık değil ki insanlar ne hallerde yaşamaya çalışıyor diyorum. Sonra yine aynı mutsuz döngüye giriyorum. Yani bir öyle bir böyle karmaşık bir ruh haliyle görebildiğim kadar iyi yanlarını görmeye çalıştığım bir dünya var karşımda.
 Görmek istediğimse , herkesin birbirine zarar vermeden sakin sakin yaşadığı , geleceğinden endişelenmediği , en önemli güvenlik ilkesi olan yaşamına devam etme hakkından mahrum kalmadığı bir yer.
 Tüm bunları düşünürken aklıma gelense Zülfü Livaneli'nin Son Ada kitabı.
 Bu düşüncenin üstüne ise söylenecek pek bir şey kalmadığı.

12 Mart 2018 Pazartesi

Bir Çocukluk Anım 9/52

 Şu an itibariyle 11.haftadayız ve ben her zamanki gibi her hafta bir yazı yazmayı yine beceremedim. Kaç kere niyetlendim ama hep erteledim. Şimdi bir oturuşta 9. , 10 ve 11. haftanın yazılarını bir avazda yazacağım.
 9. haftanın konusu bir çocukluk anımızdı. Aslında galiba ne yazayım diye düşünürken oyalanıp, bıraktım işin peşini ben.
 Genel bir özet geçebilirim çocukluğumla ilgili. O yüzden bir kaç anıdan oluşan bir potpori sunayım size.
 * Öncelikle ben başkalarının yaptığı saçmalıklardan bile utanabilen bir kişiliğim. İlk okulum Kemal Atatürk İlkokulu idi.  İzmir Agora antik kentine yürüyüş mesafesinde, hatta biz bile sınıfça birbirimizin omzuna ellerimizi uzatıp, sıra olarak buraya geziye gitmiştik. Bu antik kentin yakınında olması dolayısıyla çok sayıda turist gelip geçerdi bu okulun çevresinden . Okul yokuşta olduğundan ,yokuştan çıkarken bahçesi çukurda kalırdı ve biz teneffüsteyken bahçe demirlerinden turistler bahçeye doğru bakarlardı bazen. Bazı çocuklar da çocukça bir sevinçle ''hellooo '' diye bildikleri tek İngilizce kelime ile selam verirlerdi onlara. O an yaşadığım utancı anlatmama imkan yok. O yüzlerce çocuğun olduğu bahçede sanki bir anlığına yer yarılır ve ben içine girerdim. Saçma biliyorum ama bu özelliğim yıllarca evrile evrile benimle yaşamaya devam etti. Bu saçmalıksa bile -ki belki sadece bir çocuk sevincidir ,ben yapmıyorum ki o saçmalığı. Ne diye utanıyorum belli değil.
* Bir başka anım daha ilkokula başlamadan önceye dayanıyor. Bir turuncu taburem vardı. Bazen onu sokağa çıkarıp, oynuyordum. O gün oynadıktan sonra eve sokmamış, kapımızın önünde bırakmıştım.
O zamanlar apartman olarak adlandırmadığım apartmanın içine koymuştum ama. Sonra kapımız çaldı. Kapıyı açında tanımadığım bir teyze, bir eliyle yine tanımadığım bir çocuğun kulağından tutmuş -tutmak ne kelime çekmiş hatta o kadar çekmiş ki çocuk o tarafa doğru uzuyor gibi görünüyordu, diğer eliyle de benim turuncu taburemi tutmuş getirmişti. Oğluna bir güzel ders vermişti, kimsenin bir şeyini almaması konusunda.
* Bir de ben çocukken anneannemlere yakın otururduk. Hafta sonları çok erken kalkar ,annemler uyurken sessizce evden çıkar onlara giderdim. Kalabalıkta kahvaltı yapmayı çok severdim. Onlarla kahvaltı yapar, uyuyan dayımı kandırıp, ondan para tırtıklar ve sonra da bakkaldan bulmaca eki olan en az 6-7 tane gazete alırdım. Aysel Teyzem ile o bulmacaları  yapar yada yaptığımı zanneder öğlene doğru da Selma Teyzem eşliğinde eve giderdim. Annem kızmasın diye her seferinde teyzem götürürdü beni eve.
 İşte çocukluk anılarımdan bir kaç küçük örnek.



26 Şubat 2018 Pazartesi

Hayatınızı Etkileyen Bir Kitap 8/52

Hayatımı etkileyen ,beni bir yönden alıp, başka bir yöne yönelten bir kitap oldu mu emin değilim ama eğer bu denli etkileseydi emin olurdum herhalde. Ama okuduktan sonra uzunca bir süre etkisinden kurtulamadığım kitaplar oldu. Her gözümü kapattığımda yada sessiz kaldığımda bitirdiğim o kitaplardan sahneler canlandı gözümün önünde.


Okuma sırası ile yazarsam ,bunlar;
1. Alexandre Dumas - Kamelyalı Kadın
2. Zülfü Livaneli - Serenad
3. Sebahattin Ali - Kuyucaklı Yusuf


Ben genel itibariyle yazdıklarından, izlediklerinden çok kolay etkilenen ve hemen gözünden yaşlar süzülüveren bir tipim. O yüzden eminim çok daha fazla kitap beni etkilemiştir ama dediğim gibi hayatımı etkilememiştir eminim.

Beni Geren Endişelendiren Bir Şey 7/52

 Alt tarafı haftada bir günden 52 hafta bir şeyler yazacağım şuraya ,onu bile beceremedim.
İki hafta rötarlı olarak yazıyorum 7. haftanın konusunu.
 7 haftanın konusu ; sizi geren ,endişelendiren bir şey .
 Beni içinde yaşadığımız dünya çok endişelendiriyor. Çemberi biraz daralttığımda ise içinde yaşadığımız ülke diye cevap verebilirim bu soruya. Haber izleyemiyor, gazete okuyamıyor, twitter takip edemiyorum. Sakin sakin instagram takiplerim vardı .Onlar bile artık gayet haklı olarak gündem ile ilgili paylaşımlar içerdiği için daha az takip eder oldum .
 Bu tavrımın hiç doğru bir tavır olmadığını , gözünü kapatmanın ve kulaklarını tıkamanın ne kendine ne çevrene bir faydası olmadığını elbette biliyorum. Ruh sağlığım ise gündemi sarsan korkunç haberleri kaldırmıyor. Aklım almıyor insanların nasıl bu kadar kötü olabildiğini.
 Bu yazıyı yazarken bile içim sıkılıyor , beynimin ister istemez yönlendirildiği haberlere.
 Kısa kesmek en iyisi. Beddua etmek istemiyorum ,Allah ıslah etsin demek istiyorum sadece. Islah olmayacaklarsa da yok olsunlar. Dünyanın temizlenmesi şart.

6 Şubat 2018 Salı

Bu Haftanın En Güzel Hadisesi 6/52

 Bu haftanın en güzel hadisesi nedir sorusunun cevabı henüz yok bende. Çünkü bugün daha haftanın ikinci günü ve haftanın nasıl güzelliklere gebe olacağını bilemeyiz.
 Şu an itibariyle hayattayım, sağlıklıyım, sevdiklerim de öyle diye cevap veriyorum bu soruya.
 Ama yarın belki de güzel bir olay olur ,çok sevinir çok mutlu olurum ve sizinle de paylaşırım .

 Dün akşam çocuklarla yalnızdık. Bir yandan bir köşeye çekilip , kitap okumak istiyorum, bir yandan çocuklarla ilgilenmem gerekiyor. Zaten bütün gün evde değilim bari evde olduğum zamanlarda çocuklarla iletişim halinde olmalıyım diye içim içimi yiyiyor. Ama bu iletişimin oyun olmasını istemiyorum çünkü oyunbaz bir insan değilim ve oyun oynarken sıkılıyorum. Bu hep böyleydi ,yeni kazanılmış bir alışkanlık değil yani benim için.  Ben çocuklarla zaman geçirirken en çok kitaplardan faydalanıyorum ,bir de kağıt-kalem eşliğinde yapılan aktivitelerden. Kitap okuyorum onlara yada en fazla isim-şehir-hayvan oynayabiliyorum Duru'yla. Bazen televizyon da izliyorum onlarla ama izlediğimiz hakkında, yorum yaparak ve konuşarak izliyoruz.
 Neyse işte böyle uzun bir detay verdikten sonra konuya dönebilirim. Dün akşam çocuklarla yalnızdık. Televizyonu kapattım . ''Haydi herkes eline kitabını alsın. Kitap okuyacağız bu akşam '' dedim. Arda ''Ben bilmiyorum sen oku'' dedi. Ben okurken bazı yerleri benden önce okudu . Ezberlemiş kitabın büyük bir bölümünü. Çok hoşuma gitti. Duru da böyle okuduğumuz kitapların bir satırını bile atlasam '' öyle değil, böyle , eksik okudun, atladın'' diye müdahale ederdi. Arda'nın Duru kadar olmasa da kitaplara ilgisi arttı. Daha da iyi olacak. Bak işte bu da bu haftanın güzel bir olayı olarak yorumlanabilir.
 Ne oldu da söyledim bilmiyorum ama dün Arda'ya ''Seni yerim'' dedim.
Arda ''Beni yiyemezsin . Ben bir insanım . Sen yanlış öğrendin galiba.'' dedi.
''Galiba'' nın ilk a sını uzatmadan söyledi. Çok komikti ve ben gerçekten yemek istedim Arda'yı.
 Ben dün akşam başladığım kitabımın büyük bir kısmını okudum. ''Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır!'' 'ı okuyordum.
 Duru ise dün akşam ''Kraliçeyi Öldürmek'' diye bir kitabı okuyup, bitirdi. Takdir ve tebrik ediyorum kendisini .
 Arda için de  ''Dinozor Hikayeleri'' kitabının bazı bölümlerini ve en sevdiği kitap olan ''Eyvah,Kalbim Kırıldı'' yı okuduk.
 Verimli bir akşamdı.
 Ta ki yatarayak yedikleri onca meyveye ve içtikleri birer bardak süte rağmen acıktık deyip, akşamın on buçuğunda makarna yemek istemelerine dek. Ben tatilde pervasızca yemiş olmamızdan mütevellit düz itibariyle yediklerime içtiklerime dikkat etmeye karar verdim ve bu kararımı Duru ile de paylaştım. Duru'nun da ekmek,hamur işi ve abur cubur olayını biraz azaltmasını istemiştim. Ama akşam işten geldiğim andan itibaren çocuk, kitapta, televizyonda hep algıda seçicilik yaşayarak, sandviç , mısır gevreği vs vs her türlü yiyeceği gördü. Kaçınılmaz son olarak da gereğinden fazla yiyerek  uyudu . Ben de bağırıp, çağırıp yattım. Gecenin sonu başladığı gibi sempatik bitmedi yine.

23 Ocak 2018 Salı

Şu Anda Penceremden Ne Görüyorum ? 4/52

 Bu haftanın konusu şu anda penceremden ne gördüğüm.
 İtiraf etmek gerekirse şu anda penceremden bir şey göremiyorum çünkü iş yerindeki ofisin benim oturduğum kısmında bir pencere yok. O yüzden bu soruyu evimin salonundaki pencereden ne gördüğüm şeklinde cevaplamayı uygun görüyorum.


 Evimin salonundaki pencerelerin birinden aramızdaki küçük bahçeden hemen sonra başlayan karşımızdaki apartmanı görüyorum. Salonun diğer penceresindense bir sokağın diğer yanındaki apartmanı görüyorum. Anlayacağınız bu pencereden bir şey görme konusunda pek şanslı sayılmam.
Bu soruyu ilk soruya bağlayarak şükür ki başımı sokacak bir evim var ,huzurum yerinde pencereden göremediklerimi hayal edebilirim vs vs diye bir şükür sebebi oluşturabilirim.


 Sırf bu pencereden baktığımızda gökyüzünü görememe derdi yüzünden zaman zaman bir taşınma fikri doğuyor beynimizde, özellikle de Sinan'ın beyninde .
 Neyse ki beyin denen organımız kendini savunmayı çok iyi becerebilen ve her türlü ortama uyum sağlayabilen bir organ da bu fikir çabuk uzaklaşıp ,gidiyor. Onca kredi borcu altına tekrar girmek o kadar ürkütücü ki toparlanıveriyor ve 'oh çok şükür' diyoruz hemen.

17 Ocak 2018 Çarşamba

Daha Çok/Sık Yapsam Dediğim 5 Şey - 3/52

 Daha sık yapsam dediğim şeylerden ziyade keşke yapsam dediğim şeyler var benim. Ama o belki de başka bir günün konusudur. ( Bu arada bir koşu gidip listeyi inceledim çok net olarak böyle bir konu yok ama dolaylı olarak bu cevabı verebileceğimiz haftalar var.) Neyse ben daha fazla yapsam dediğim şeyleri listeleyeyim en iyisi.
  1. Daha çok kitap okusam/okuyabilsem. Okuyabilsem diyorum çünkü kitap okuyabildiğim zamanlar ya otobüsle işe gittiğim zamanlar-ki bu çok sık olmuyor yada gece çocuklar uyuduktan sonraki zamanlar-ki bu da çok sık olmuyor .Çünkü ben onlardan önce uyuyor oluyorum genellikle. Ayda bir kitaptan yılda 12 kitap garanti ama daha fazlası olmalı . Geçen yıl 14 kitap okumuşum mesela. Gerçekçi bir hedef belirlemek gerekirse en azından ayda 2 kitaptan yılda 24 kitap okumak isterdim .
  2. Daha sık senfoni orkestrası konserine ,baleye , tiyatroya gitsem. Tiyatroda değil ama konserde ve bale gösterilerinde başka bir dünyaya yol alıyorum. Konserdeysem keman çalan kızlardan birini gözüme kestirip, neredeyse konser boyunca o kızın kendim olduğunu düşünüyorum , büyüleniyorum , imreniyorum keşke diyorum. Bale gösterimlerinde de benzer hislere kapılıyorum ama keman çalan kızı izlerken olduğu kadar değil. Onu izlerken keşke değil de acaba diyorum. Acaba olabilir miydim ?
  3. Arkadaşlarımla daha sık görüşsem. Görüştüğüm farklı arkadaş gruplarım var. Eski iş yerinden arkadaşlarım , eski okul arkadaşlarım , ailece görüştüğümüz bir iki arkadaşımız , Duru'nun sınıf arkadaşlarının anneleri . Yani aslında asosyal değilim .Arkadaşlarımla daha sık görüşsem deyince öyle gibi algılanıyor ama öyle değil. Tek sorun benim bu konuda üşengeç olmam. Tüm bu görüşmeler için bir tam gün ayırmaya çalışmam ve bu bir tam günün de hafta sonuna hatta cumartesi gününe denk gelmesini istemem büyük bir sıkıntı oluyor. Çünkü sadece ayda dört cumartesi ile hem bu isteklerimi karşılayıp, hem de daha sık görüşebilmem pek mümkün görünmüyor.
  4. Yoga yapabilsem .Daha sık diyemiyorum çünkü çok uzun zamandır zaten yapmıyorum. Ama bunu bir yaşam biçimi haline getirsem. Hatta o kadar ki yoga yapmadan uyuyamasam aynı diş fırçalamak kadar doğal bir gereksinim olsa bu benim için.
  5. Daha düzenli daha istikrarlı yazsam. Ben aslında eline kağıt kalem alarak yazmaktan hoşlanan bir insanım. İş yerinde bile bunca teknolojik gelişmeye rağmen defterlere kağıtlara notlar alıyor, düzenli aralıklarla güncellemeleri ekleyerek notlarımı temize çekiyorum. Ama blog öyle değil. Blog yazmak yani bu konuda düzenli olmak gerçekten çok istediğim bir şey. O yüzden bu challenge bana çok iyi gelecek diye umuyorum. Böylece bir alışkanlık oluşturabilirim belki.




Evim / Yuvam Dediğim Yer - 2/52

 Evim gayet normal bir yurdum evi. Büyük değil, küçük de değil. Herkese bir oda düşüyor sonuç olarak. Lüx hiç değil. Ara ara tamam itiraf ediyorum sık sık değiştirmeyi düşünmüyor da değilim.
Buna rağmen kendimi içinde gayet konforlu ve rahat hissediyorum.
 Genel olarak oldukça dağınık. Her yerde oyuncaklar var. Salonun hepimizin yaşam alanı olduğunun bilincinde yaşıyoruz. Bu nedenle de salonda hepimize ait bir şeyler var ama tabii daha çok oyuncaklar var. Salonumuzun ortasında bir üç tekerlekli bisiklet, bir kaydırak , bir hacıyatmaz ,bir şişme koltuk ve bunların dışında legolar ve arabalar görmeniz gayet doğal bir durum.

Düşününce evimiz aslında çocuklar için bir yaşam alanı formunda diyebiliriz. Şöyle ki;
Duru'nun odası , Arda'nın odası , salon ve bu yaz kapattığımız balkonumuz hep onların eşyaları ile dolu .
Konuyu hemen şükre bağlayalım veee tüm bunlar için binlerce ,milyonlarca şükür.
İyi ki varlar ve iyi ki evimizi dağıtacak kadar sağlıklılar.



Nelere Şükrediyorum - 1/ 52

 Bugün appleesoda nın (namı diğer dövüşürken hanımefendi değilim ) bloğunda okuduğum yazısında bahsediliyordu bu 52 haftalık challange tan. Benim gibi blog yazma disiplini kati surette oturmamış bir insan için oldukça elverişli buldum. Uygulayamazsam çok büyük rezillik olur çünkü sadece haftada bir kez yazacak şekilde düzenlenmiş konular. ''Bari haftada bir gün yaz be kadın'' deyip yazma niyetindeyim. Bakalım...


 Aşağıda listenin orijinalini görebilirsiniz. Ayrıca Fermina Daza listeyi çevirmiş.





''Nelere şükrediyorsunuz?'' ilk haftanın konusu. Bu hafta biraz hızlı davranır da ilk üç haftanın konularını tamamlarsam neden olmasın ?



 Hafta-1 Nelere Şükrediyorsunuz ?


 Eskiden hep daha iyisini isterdim yada şöyle açıklamak daha mantıklı olacak. Hep bir şeyler isterdim.
Şimdi de zaman zaman bir şeyler istediğim keşke olsa dediğim oluyor tabii ama çabuk geçiyor bu istek. Şu an sahip olduklarıma delice şükrediyorum. Sağlıklı oluşuma, sevdiklerimin sağlıklı oluşuna , eşime , çocuklarıma , anneme ,kardeşime binlerce şükür .
Şöyle düşünüyorum ; İnsanım ve zaaflarım var. Bazen daha iyisini , bazen daha fazlasını istiyorum ve sonra bir anda normale dönüyor ve şu an içinde bulunduğum duruma şükrediyorum. Aslında bu durumda ne kadar mutlu olduğumu fark ediveriyorum.
Bu noktaya ulaşmamda okuduğum kitaplar ,takip ettiğim instagram hesapları ve bloglar ayrıca bunlara bağlı olarak mindfulness olayı ile daha yakından ilgilenmem büyük bir etken tabii.
Geçen hafta sonu Duru'nun sınıf arkadaşları arasında yapılan doğum günü organizasyonunda laf arasında o kadar çok ''şükür ben halimden çok memnunum '' , ''her yerimi seviyorum'' türünde konuşmuşum ki , '' sen hep mi böyleydin yoksa bir şey mi yaşadın ?'' diye sordular.
Evet etrafta öyle zorlu yaşamlar ,öyle çaresiz insanlar var ki...
Bu yüzden artık beynimden geçmesine rağmen dilimden de duyulsun istiyorum şükürlerimin.
Böyle sakin ve dingin devam etsin inşallah bu halim.