Minimalizm aslında bu denli moda değilken de benim hayatımda olan bir kavramdı.
Uzun yıllardır çalışıyorum ama hiç alışveriş delisi bir insan olmadım. Genellikle ihtiyacım olan şeyin benim koşullarıma göre en kaliteli olanını alır, kullanım süresinin uzun olmasına gayret ederdim.
En büyük masraflarım evlilik sırasında yada daha sonra ev alma sürecinde yaptıklarım oldu.
Buna rağmen şu sıralar minimalizmle eskisinden fazla ilgilenir durumdayım.
Yaptığım tespitlere göre; minimalizme gönül vermiş insanların genel özelliği , hayatlarının bir döneminde alışverişle fazla haşır neşir olmuş ve daha sonra kazandıkları farkındalıkla bu alışkanlıklarının kendilerine hiçbir fayda sağlamadığını hatta zarar bile vermeye başladığını anlamış olmaları.
Tekstil sektöründe çalışıyor olduğum için kaliteli ve markalı tekstil ürünlerine kolay ve ucuz yoldan ulaşma imkanım vardı -hala da var. Bu yüzden evdeki tek fazlalık kıyafetler . Her ne kadar onlara çok para harcamamış olsam da hatta çoğunu ben değil Sinan temin ediyor olsa da evdeki kıyafet fazlalığı beni rahatsız ediyor.
Her sezon geçişinde yazlık-kışlık ayrımı yaparken mutlaka çocukların küçük gelen kıyafetlerini ayırıp, giyebilecek uygun kişilere vermeyi teklif ediyorum. Benim yada Sinan'ın kıyafetlerini ise eleyip, giyilebilir durumdalar ise giyim bağış kutularına atıyorum. Buna rağmen azalamıyorum bir türlü çünkü ben elediklerimden çok çok çok daha azını gerçekten ihtiyacım varsa alıyorum ama Sinan durmuyor. Hem kendine hem çocuklara durmadan alıyor. İnternetten alışveriş yapıp , benim iş yerimin adresini veriyor .Bir bakıyorum bana bir paket gelmiş. Gören benim çılgınca alışveriş yaptığımı sanıyor ama işin aslı öyle değil.
Ev eşyalarında da azalmaya gitmek istiyorum. Evde zaten biblo ,çiçek vs türevi pek bir şey yok. Her odada en fazla bir parça bu tür fazlalık var. Şu an için evin genel sorunu fazla oyuncaklar ve çocukların faaliyetleri, bebeklik kıyafetleri gibi hatıra amaçlı saklananlar.
Ev eşyalarında azalmaya giderken her oda ile ayrı ayrı ilgilenip, o odalardan neleri göndereceğime karar veriyorum.
*Mesela fon perdelerini yıkayıp, kaldırmış ve yaz boyu kullanmama kararı almıştım. Evet daha şık görünüyor ev, daha zengin duruyor vs ama aynı zamanda daha kalabalık ve daha kasvetli de duruyor.
Şimdi o perdelerden kurtulmaya karar verdim. Bu kararı vermek için bir yazı onlarsız geçirmem gerekti. Aslında aynı yöntemi geçen yılda uygulamıştım ama demek ki yeterince hazır değilmişim ki kış gelince yine kullanmaya başladım.
*Evlenirken aldığım yatak örtüsü ile de vedalaşma kararı aldım. Zira gereksiz havaleli bir örtü ve günlük yaşamımda onu serip, toplamakla uğraşmam imkansız. Ben evden çıkarken yazsa nevresimi , kışsa battaniyeyi yatağın üzerine yayıp çıkabildiğim için kendimle gurur duyuyorum.
Zaten aldığımdan beri de sadece misafir geleceği zamanlar kullanmıştım.
*Yatak odasındaki tül perdelerimle de vedalaşmak üzere yıkayıp, kaldırmıştım. Yatak örtüsü ile aynı renk olmasından dolayı, bir takım halinde verebileceğim her ikisini.
*Salondaki orta sehpayı Duru doğduğundan beri ortada kullanmıyorduk zaten. Altındaki pufları sehpa olarak kullandığımız için duvar kenarına koymuştuk, çocuklar da üzerinde faaliyet yapıyorlardı. Ama artık onun da gitme zamanı geldi. Çünkü en büyük kuralım şu. ''Eve yeni bir eşya gelecekse eskilerden biri mutlaka gidecek.'' Kıyafetler için de aynı durum geçerli . Biri gitmeden biri gelemez. Eve bir piyano aldık ve onun gelmesi ile birlikte salonun tüm duvarları boşluksuz bir şekilde doldu. Bu da orta sehpa ile vedalaşma zamanının geldiğini gösteriyordu. Sehpayı kapının önüne çıkardım ama henüz 3 kat aşağıya taşımaya yeltenmediğimiz için orada duruyor. Artık bu akşam mutlaka indirmeliyiz. O kadar da ağır ki ...
Evimizde eleyebileceğimiz son grup da kitaplıklarımız bence. Bence diyorum çünkü Sinan'a göre ; ''Kitaplar verilir mi hiç?'' Ben de kitaplara karşı çok hassasım. Üzerlerini çizmek istesem bile çizemiyorum , birine ödünç veremiyorum, verdiğim zaman da geri gelene kadar aklımdan çıkaramıyorum. Ama minimalizm konusunda araştırdıkça , okudukça bu konuda da eğittim kendimi.
Kitapların bazıları bizim için çok özeldir ,bazı yazarlar bizim için ayrıcalıklıdır ve tüm eserleri kütüphanemizde olmalıdır. Bunlar kabul ama bazı kitaplar bizim için pek bir anlam ifade etmez, ya okuyamamışızdır bizi içine çekmediği için yada okumuşuzdur ama bir daha okumak gibi bir niyetimizin olmadığından emin olmuşuzdur. O halde o kitapları belki de onları çok sevecek insanlara verebiliriz. Herkesin zevkleri aynı olmadığı için bizim çok hoşlanmadığımız yazarlar veya bazı eserler bir başkası için çok değerli olabilir. İşte bunun için Sinan'ı biraz ikna etmem gerekecek.
Sonuç olarak ,zaten hayatımın bir parçası olan ama konusu olmayan minimalizm artık aynı zamanda hayatımın konusu da oldu.
Mindfulness ile birlikte düşününce ise tadından yenmez bir lezzet oldu.
Mutluyum !
Bugün böyleyim... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bugün böyleyim... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Eylül 2018 Çarşamba
26 Şubat 2018 Pazartesi
Bir Garip Pazar Günü
Bir garip pazar günü dediğime aldanıp da her pazarımızın atraksiyonlarla dolu ,birbirinden çok farklı pazarlar olduğunu sanmayın sakın. Bu pazar evden dışarı çıkmama eylemi yaptık resmen.
Hadi bu benim için çok farklı bir durum değil ama çocuklar için hatta en çok da Sinan için oldukça farklı bir durum. Ben genellikle cumartesi günlerinde bir program yapıyor olduğum için pazar günleri ev işleri ile uğraşarak geçiriyorum ama Sinan haftalık alışverişi pazar günü yapıyor ve bu alışveriş sırasında en azından Arda'yı yanında götürüyor ki çocuk bir açık havada yürüsün, bir sokakta nefes alsın.
Bu hafta alışverişi de cumartesiden halledip, yarın evden dışarıya çıkmayacağım dedi Sinan. E cumartesi günü de babaannemler bizde olduğu için dışarı çıkamadık Arda ile ben. Yani garipten ziyade bunaltıcı diyebileceğimiz bir hafta sonu oldu Arda için.
Bütün gün iş güç derken çocukla çok fazla ilgilenemediğimizden akşam hep birlikte biraz kudurduk.
Koltuğun kırlentleri ile yastık savaşı yaptık ailece. Çocuklar çok eğlendi. Arda yastık darbesi ile yalpalayıp yere düşüyor ve tam kalkarken bir diğer yastık darbesiyle yine yere yuvarlanıyor ve bu arada gülmekten katılıyordu. Güzel bir aktivitenin sonunda ,kan ter içinde koltuğa oturdu ve ,
'' Anne bak saçlarım sırılsıklam ıslandı, köfte gibi oldum.''
Bunun üzerine ben katıldım gülmekten ve Sinan'a Arda'nın söylediğini duymadığı için anlatmaya başladım. ''Biz sucuk gibi olmuşsun diyoruz ya Arda da köfte gibi diyor'' diye.
Arda bunu duyunca ''Tamam ben de sucuk gibi diyeyim'' dedi.
'' Anne bak saçlarım sırılsıklam ıslandı, sucuk gibi oldum.''
Bazen çok güldürüyorlar beni. Çok eğlendiriyorlar, çok gurur duymama neden oluyorlar, çok, çok, çok hissetmemi sağlıyorlar bir çok şeyi. Ama bazen de çok sinirlenmeme neden oluyorlar. O kadar çaresiz hissediyorum ki kendimi ,böyle olunca da daha saldırgan olup, daha çığırtkan oluyorum.
Zaten Duru' nun benim için yazdığı akrostiş şiire bakınca bana karşı olan hisleri beni acıtacak kadar netleşiyor gözümün önünde.
Tüm aile için bir şeyler yazmış ama benim için yazdıkları oldukça manidar ve bir o kadar da gerçek.
Hadi bu benim için çok farklı bir durum değil ama çocuklar için hatta en çok da Sinan için oldukça farklı bir durum. Ben genellikle cumartesi günlerinde bir program yapıyor olduğum için pazar günleri ev işleri ile uğraşarak geçiriyorum ama Sinan haftalık alışverişi pazar günü yapıyor ve bu alışveriş sırasında en azından Arda'yı yanında götürüyor ki çocuk bir açık havada yürüsün, bir sokakta nefes alsın.
Bu hafta alışverişi de cumartesiden halledip, yarın evden dışarıya çıkmayacağım dedi Sinan. E cumartesi günü de babaannemler bizde olduğu için dışarı çıkamadık Arda ile ben. Yani garipten ziyade bunaltıcı diyebileceğimiz bir hafta sonu oldu Arda için.
Bütün gün iş güç derken çocukla çok fazla ilgilenemediğimizden akşam hep birlikte biraz kudurduk.
Koltuğun kırlentleri ile yastık savaşı yaptık ailece. Çocuklar çok eğlendi. Arda yastık darbesi ile yalpalayıp yere düşüyor ve tam kalkarken bir diğer yastık darbesiyle yine yere yuvarlanıyor ve bu arada gülmekten katılıyordu. Güzel bir aktivitenin sonunda ,kan ter içinde koltuğa oturdu ve ,
'' Anne bak saçlarım sırılsıklam ıslandı, köfte gibi oldum.''
Bunun üzerine ben katıldım gülmekten ve Sinan'a Arda'nın söylediğini duymadığı için anlatmaya başladım. ''Biz sucuk gibi olmuşsun diyoruz ya Arda da köfte gibi diyor'' diye.
Arda bunu duyunca ''Tamam ben de sucuk gibi diyeyim'' dedi.
'' Anne bak saçlarım sırılsıklam ıslandı, sucuk gibi oldum.''
Bazen çok güldürüyorlar beni. Çok eğlendiriyorlar, çok gurur duymama neden oluyorlar, çok, çok, çok hissetmemi sağlıyorlar bir çok şeyi. Ama bazen de çok sinirlenmeme neden oluyorlar. O kadar çaresiz hissediyorum ki kendimi ,böyle olunca da daha saldırgan olup, daha çığırtkan oluyorum.
Zaten Duru' nun benim için yazdığı akrostiş şiire bakınca bana karşı olan hisleri beni acıtacak kadar netleşiyor gözümün önünde.
Tüm aile için bir şeyler yazmış ama benim için yazdıkları oldukça manidar ve bir o kadar da gerçek.
12 Aralık 2013 Perşembe
Tembellik
Neredeyse 2 ay olacak yazmayalı.
Hani derler ya ,uzun zamandır konuşmadıkları biri aradığında ''ay vallahi aklımdaydın, ben de seni arayacaktım ''diye . Benim durumum da tam böyle.
''E artık bugün yaz bari. Bu kadar ara verilir mi hiç?'' diyorum kendi kendime. Sonra yine bir tembellik esir alıyor beni, sabah olsun, akşam olsun, şu iş bitsin ,dur şunu da halledeyim. Geçen gün Sinan bile sordu. ''Sen bloğuna yazmıyorsun galiba bir süredir'' diye. Evet dedim. Güldü. Sanırım benden beklediği tepkileri sergiliyorum .Oysa sırf bu gülüşün üzerine bile yazmam gerekirdi.
Neyse kasım ayını şöyle genel hatları ile bir toparlayayım diyorum. Bu kadar aradan sonra bir kısa özet geçmek lazım.
Kasım ayı geçmişte benim için oldukça önemli günlerin yaşandığı bir ay.
10.Kasım çok sevgili Atam' ın ölüm yıldönümü . Her 10 Kasım da kendimden geçerim ağlamaktan. O siren seslerinin ardından İstiklal Marşı nı okurken için için ağlarım . Etrafta aynı hisleri hissedip, burnunu çeken ,gözyaşlarını çaktırmadan silen insanları görünce de çok sevinirim. ''Ne büyük bir insan var ki hayatımızda hiç göremeden hiç dokunamadan bu kadar seviyoruz. Kime nasip olur bu kadar sevilmek?'' diye düşünürüm. Tabii aynı zamanda bu kadar düşmana sahip olmak da demeliyim.
Artık bu inkar edilemez bir durum. Adından bile rahatsızlık duyan zavallılar var etrafta.
Bu çok özel ve ulusal önemdeki gün dışında benim için bireysel olarak önem taşıyan günler de barındırıyor bu ay.
10.Kasım 2007 de istemeye gelmişlerdi beni.Çooook yağmurlu bir gündü.
24.Kasım 2007 de nişanlanmıştık.
24.Kasım benim Selma teyzemin doğumgünü
25.Kasım Sinan ın ablasının doğumgünü
25.Kasım aynı zamanda benim canım arkadaşım Özlem in doğumgünü
30.Kasım benim bir diğer canım arkadaşım Suzan ın doğumgünü (bu yıl hafta sonuna denk geldiği için ve o gün eve misafir geleceğinden ben koştur koştur iş yaptığım için aramayı unuttum ama utancım bana yeter de artar bile. Hala utanıyorum bu arada )
Bu ay içinde bir de kızımın arkadaşlarından birinin doğumgünüydü.Derin doğdu 2009 un bu ayında. Ece ile Çınar ın minik kızları. Gerçi minik kız değil artık bu kızlar.4.doğumgünü kutladık Derin in.
Şimdi Kasım ayı genel özetini bitiriyorum. Kasım ayına özel olayları da toparlayııııp,tekrar buralara geliyorum.
Hani derler ya ,uzun zamandır konuşmadıkları biri aradığında ''ay vallahi aklımdaydın, ben de seni arayacaktım ''diye . Benim durumum da tam böyle.
''E artık bugün yaz bari. Bu kadar ara verilir mi hiç?'' diyorum kendi kendime. Sonra yine bir tembellik esir alıyor beni, sabah olsun, akşam olsun, şu iş bitsin ,dur şunu da halledeyim. Geçen gün Sinan bile sordu. ''Sen bloğuna yazmıyorsun galiba bir süredir'' diye. Evet dedim. Güldü. Sanırım benden beklediği tepkileri sergiliyorum .Oysa sırf bu gülüşün üzerine bile yazmam gerekirdi.
Neyse kasım ayını şöyle genel hatları ile bir toparlayayım diyorum. Bu kadar aradan sonra bir kısa özet geçmek lazım.
Kasım ayı geçmişte benim için oldukça önemli günlerin yaşandığı bir ay.
10.Kasım çok sevgili Atam' ın ölüm yıldönümü . Her 10 Kasım da kendimden geçerim ağlamaktan. O siren seslerinin ardından İstiklal Marşı nı okurken için için ağlarım . Etrafta aynı hisleri hissedip, burnunu çeken ,gözyaşlarını çaktırmadan silen insanları görünce de çok sevinirim. ''Ne büyük bir insan var ki hayatımızda hiç göremeden hiç dokunamadan bu kadar seviyoruz. Kime nasip olur bu kadar sevilmek?'' diye düşünürüm. Tabii aynı zamanda bu kadar düşmana sahip olmak da demeliyim.
Artık bu inkar edilemez bir durum. Adından bile rahatsızlık duyan zavallılar var etrafta.
Bu çok özel ve ulusal önemdeki gün dışında benim için bireysel olarak önem taşıyan günler de barındırıyor bu ay.
10.Kasım 2007 de istemeye gelmişlerdi beni.Çooook yağmurlu bir gündü.
24.Kasım 2007 de nişanlanmıştık.
24.Kasım benim Selma teyzemin doğumgünü
25.Kasım Sinan ın ablasının doğumgünü
25.Kasım aynı zamanda benim canım arkadaşım Özlem in doğumgünü
30.Kasım benim bir diğer canım arkadaşım Suzan ın doğumgünü (bu yıl hafta sonuna denk geldiği için ve o gün eve misafir geleceğinden ben koştur koştur iş yaptığım için aramayı unuttum ama utancım bana yeter de artar bile. Hala utanıyorum bu arada )
Bu ay içinde bir de kızımın arkadaşlarından birinin doğumgünüydü.Derin doğdu 2009 un bu ayında. Ece ile Çınar ın minik kızları. Gerçi minik kız değil artık bu kızlar.4.doğumgünü kutladık Derin in.
Şimdi Kasım ayı genel özetini bitiriyorum. Kasım ayına özel olayları da toparlayııııp,tekrar buralara geliyorum.
2 Ekim 2013 Çarşamba
Günlerin Getirdiği
Günlerin bana son günlerde getirdikleri genel olarak karamsarlık oldu.Hem havaların sürekli yağsam mı yağmasam mı karar
sızlığı ile homurdanıp,durması hem de Duru nun hastalığı etkili oldu bu durumda.
Bir çocuk hasta oldu mu bütün dünyası değişiyor ya! Sonra yeniden normale dönünceye kadar tekrar hasta oluyor ya! Daha ilk hastalığın ruhsal arazlarını ortadan kaldıramadan yeniden başa dönüyoruz ya! İşte ben de buna hasta oluyorum...
Biz hayatımızın ilk iğnesini yaptırdık geçtiğimiz hafta sonu.Yıllardır yalvarır dururuz doktorlara ''bizim çocuğumuz şurup içmiyor,bir şekilde içirsek de mutlaka kusuyor,enjeksiyon veremez misiniz?Biz de iyileştiğinden emin olsak...''
Her seferinde aynı cevabı alırız.
''Çok gerekmedikçe enjeksiyon önermiyoruz.''
Bu sefer önerdiklerine göre demek ki çok gerekiyordu.
İlk iğne ile ayağa kalktı diyebiliriz.
Şu günlerde asayiş berkemal,hatta bugün itibariyle iki gündür gitmediği okuluna da tekrar başladı.
Küçük kızım iyileştiği için mutluyum tabii ama çok daha enerjik ve umutlu günlerim de olmuştu...
İnsanların bir meşgalesi olmalı konulu postumu gün içinde yazacağım.Çünkü benim asıl derdim bu...
Not: Ben eski sözcükleri kullanmayı çok seviyorum.Birkaç sene önce işyerinde ''makul'' dediğim için arkadaşlarım çok dalga geçmişlerdi oysa eski sözcüklerin arasında en makul olan ''makul''dür.
sızlığı ile homurdanıp,durması hem de Duru nun hastalığı etkili oldu bu durumda.
Bir çocuk hasta oldu mu bütün dünyası değişiyor ya! Sonra yeniden normale dönünceye kadar tekrar hasta oluyor ya! Daha ilk hastalığın ruhsal arazlarını ortadan kaldıramadan yeniden başa dönüyoruz ya! İşte ben de buna hasta oluyorum...
Biz hayatımızın ilk iğnesini yaptırdık geçtiğimiz hafta sonu.Yıllardır yalvarır dururuz doktorlara ''bizim çocuğumuz şurup içmiyor,bir şekilde içirsek de mutlaka kusuyor,enjeksiyon veremez misiniz?Biz de iyileştiğinden emin olsak...''
Her seferinde aynı cevabı alırız.
''Çok gerekmedikçe enjeksiyon önermiyoruz.''
Bu sefer önerdiklerine göre demek ki çok gerekiyordu.
İlk iğne ile ayağa kalktı diyebiliriz.
Şu günlerde asayiş berkemal,hatta bugün itibariyle iki gündür gitmediği okuluna da tekrar başladı.
Küçük kızım iyileştiği için mutluyum tabii ama çok daha enerjik ve umutlu günlerim de olmuştu...
İnsanların bir meşgalesi olmalı konulu postumu gün içinde yazacağım.Çünkü benim asıl derdim bu...
Not: Ben eski sözcükleri kullanmayı çok seviyorum.Birkaç sene önce işyerinde ''makul'' dediğim için arkadaşlarım çok dalga geçmişlerdi oysa eski sözcüklerin arasında en makul olan ''makul''dür.
12 Eylül 2013 Perşembe
Mint Sevinci
Her yıl kafayı taktığım renkler olur benim.Bu yıl mint rengiydi mesela.Kışın çok kullanılabilen bir renk olmadığı için yada ben bir şekilde onu kışa kombinleyemediğim için yazı bekledim.Bu yaz sıkça kullandım ama hala doyamadım minte.
Garip bir his bu.Bende bir ferahlık bir temizlik hissi uyandırıyor.Dinginleştiriyor düşüncelerimi.Herşeyi beyaz-mint şeklinde bir arada kullanasım geliyor.
Hem bu renk ev dekorasyonuna da çok yakışıyor.
Garip bir his bu.Bende bir ferahlık bir temizlik hissi uyandırıyor.Dinginleştiriyor düşüncelerimi.Herşeyi beyaz-mint şeklinde bir arada kullanasım geliyor.
Hem bu renk ev dekorasyonuna da çok yakışıyor.
Herkes kendisini neyin rahatlattığını hissettiğinde bu şeye asılmalı bence.Bu bazen bir renk bazen bir müzik bir küçük yürüyüş olur.Benim için şu aralar bu renge bakmak huzurun kaynağı o yüzden size de bir kucak balon hediye ediyorum mint renginde...
11 Eylül 2013 Çarşamba
Beklenen Olmadı
Beklenen neydi tam olarak emin değilim.Bildiğim tek şey okul olayını gözümde çok büyüttüğüm ve konuyla ilgili çok heyecanlandığım.
Dün okulun ilk günü olması vesilesiyle izin almıştım.Hatta bu hafta okulun ilk haftası olması vesilesiyle bu hafta için izin almıştım.Ama okulun ilk günü denen şey 1 saatlik bir alıştırma turuymuş sadece.Duru 1saat okulun içinde ,bahçesinde ,sınıfında dolanıp,arkadaşlarıyla tanıştı sadece.Öğretmeni ile tanışamadı çünkü sağlık sorunları sebebiyle öğretmeni 1 hafta raporluymuş.Bu alıştırma haftasında servis organizasyonu da yapılamıyormuş,tüm öğrenciler aynı anda başlamadığı için.Velhasıl benim1 hafta izinli olmam oldukça saçma oldu.Ben de dün bir gün evde oturduktan sonra bugün geri döndüm.İzin kağıdımı güncelledim.
Bu arada çok şey farkettim.Yani aslında bildiğim ve daha önce doğum izninde tecrübe ettiğim şeyleri tekrar tecrübe etmiş oldum.Evde olmayı sevmiyorum.Çalışmayıp,evde oturmak beni çok tembelleştiriyor.Bir kere zorunlu olarak,giyinip,makyaj yapmıyorum.Dolayısıyla neredeyse yataktan kalktığım gibi dolanıyorum evde eğer bir yerlere gitmeyeceksem.İşin alengirli kısmı burada başlıyor.
Ee ben işe gelmeyi de sevmiyorum.Sabah 07.20 de evden çıkıp, akşam 19.30 da eve ulaşmak hoşuma gitmiyor sanırım.
Türkiye de gündemde olmayan bir çalışma şekli -yada yaygın değil belki de-olsaydı.Part time çalışabilseydik yada işimizi yaptıktan sonra mevcudiyetimizin nerede olduğu önemli olmasaydı.Bazı günler işe gelip bazı günler evden home office çalışabilseydik.Yada 15.00 gibi işten çıkabilseydik,daha verimli olabilirdim sanki.
Bütün bunların yapılabildiği meslek kolları var tabii ama artık meslek kolu değiştirmek için çok geç.
Ruh hali ve bocalamalarımdan bahsettikten sonra son durum şöyle ki ; 16.Eylül pazartesi günü okul hikayesinin 2.raundu başlayacak ve ben sanırım o gün yine izinli olacağım.
Okulun yolu taşlarla dolu postu o gün gelsin :)
Dün okulun ilk günü olması vesilesiyle izin almıştım.Hatta bu hafta okulun ilk haftası olması vesilesiyle bu hafta için izin almıştım.Ama okulun ilk günü denen şey 1 saatlik bir alıştırma turuymuş sadece.Duru 1saat okulun içinde ,bahçesinde ,sınıfında dolanıp,arkadaşlarıyla tanıştı sadece.Öğretmeni ile tanışamadı çünkü sağlık sorunları sebebiyle öğretmeni 1 hafta raporluymuş.Bu alıştırma haftasında servis organizasyonu da yapılamıyormuş,tüm öğrenciler aynı anda başlamadığı için.Velhasıl benim1 hafta izinli olmam oldukça saçma oldu.Ben de dün bir gün evde oturduktan sonra bugün geri döndüm.İzin kağıdımı güncelledim.
Bu arada çok şey farkettim.Yani aslında bildiğim ve daha önce doğum izninde tecrübe ettiğim şeyleri tekrar tecrübe etmiş oldum.Evde olmayı sevmiyorum.Çalışmayıp,evde oturmak beni çok tembelleştiriyor.Bir kere zorunlu olarak,giyinip,makyaj yapmıyorum.Dolayısıyla neredeyse yataktan kalktığım gibi dolanıyorum evde eğer bir yerlere gitmeyeceksem.İşin alengirli kısmı burada başlıyor.
Ee ben işe gelmeyi de sevmiyorum.Sabah 07.20 de evden çıkıp, akşam 19.30 da eve ulaşmak hoşuma gitmiyor sanırım.
Türkiye de gündemde olmayan bir çalışma şekli -yada yaygın değil belki de-olsaydı.Part time çalışabilseydik yada işimizi yaptıktan sonra mevcudiyetimizin nerede olduğu önemli olmasaydı.Bazı günler işe gelip bazı günler evden home office çalışabilseydik.Yada 15.00 gibi işten çıkabilseydik,daha verimli olabilirdim sanki.
Bütün bunların yapılabildiği meslek kolları var tabii ama artık meslek kolu değiştirmek için çok geç.
Ruh hali ve bocalamalarımdan bahsettikten sonra son durum şöyle ki ; 16.Eylül pazartesi günü okul hikayesinin 2.raundu başlayacak ve ben sanırım o gün yine izinli olacağım.
Okulun yolu taşlarla dolu postu o gün gelsin :)
9 Eylül 2013 Pazartesi
Okula Saatler Kala
Yaz bitti,kış geliyor,kardeş gitti vs. vs. Sürekli bir durum raporu verme halindeydim kendi kendime.
Özellikle bayram tatilini bitirip,üstüne de yaz tatilini hiç edince ,insan deriiin bir hüzne kapılıyor.
Kardeşimin gitmesine birkaç gün kala başlayan hüzün hali,yaz tatilinin iyiden iyiye bittiğini ve üstünden kalkmakta bizi zorlayacağı kesin olan bazı rutin sorumlulukların başlayacağını idrak etmemden kaynaklanmıştı.Artık bundan kesinlikle eminim.
Veee işte beni çok korkutan büyük güne saatler kaldı.Duru yarın okula başlıyor.Alt tarafı anaokulu,her çocuk benzer durumları yaşıyor diyeceksiniz,biliyorum.Ama bu benim gerim gerim gerilmeme engel olamıyor maalesef.Son günlerde öyle rüyalar görüyorum ki rüya görmekten dinlenemiyorum diyebilirim.
Okul araştırması yaptığımız günlerde yaşayacaklarımızı az çok her okulda ufaktan fısıldamışlardı kulağımıza.O yüzden hazırlıklıyım aslında.Ama tabii pratik her zaman teorikten daha etikili oluyor.Yarın hepimiz anlayacağız ;gelecek günler bize neler gösterecek.Gerçi olacakların üç ay gibi bir süreçte değişkenlik göstereceğini de öğrettiler bize.O yüzden yarın koşarak giden çocuk,üç gün sonra tepinerek ''ben okula gitmek istemiyorum'' diyebilir.
Her neyse ben bütün rüzgarlara göğsümü açtım.Taş gibi bir irade ile üstesinden geleceğim bu yeni durumun da.

Özellikle bayram tatilini bitirip,üstüne de yaz tatilini hiç edince ,insan deriiin bir hüzne kapılıyor.
Kardeşimin gitmesine birkaç gün kala başlayan hüzün hali,yaz tatilinin iyiden iyiye bittiğini ve üstünden kalkmakta bizi zorlayacağı kesin olan bazı rutin sorumlulukların başlayacağını idrak etmemden kaynaklanmıştı.Artık bundan kesinlikle eminim.
Veee işte beni çok korkutan büyük güne saatler kaldı.Duru yarın okula başlıyor.Alt tarafı anaokulu,her çocuk benzer durumları yaşıyor diyeceksiniz,biliyorum.Ama bu benim gerim gerim gerilmeme engel olamıyor maalesef.Son günlerde öyle rüyalar görüyorum ki rüya görmekten dinlenemiyorum diyebilirim.
Okul araştırması yaptığımız günlerde yaşayacaklarımızı az çok her okulda ufaktan fısıldamışlardı kulağımıza.O yüzden hazırlıklıyım aslında.Ama tabii pratik her zaman teorikten daha etikili oluyor.Yarın hepimiz anlayacağız ;gelecek günler bize neler gösterecek.Gerçi olacakların üç ay gibi bir süreçte değişkenlik göstereceğini de öğrettiler bize.O yüzden yarın koşarak giden çocuk,üç gün sonra tepinerek ''ben okula gitmek istemiyorum'' diyebilir.
Her neyse ben bütün rüzgarlara göğsümü açtım.Taş gibi bir irade ile üstesinden geleceğim bu yeni durumun da.

4 Eylül 2013 Çarşamba
Kış Geri Geliyor
Kışın geri geldiğini eskiden havanın erken kararmasından anlardım.Şimdi sanki sabaha karşı üşüyüp,üzerime örtecek bir pike arayışına girmemden anlıyorum.
Yazın sıcağı bunaltıcı oluyor belki evet,her istediğin yere her istediğin saatte gidemiyorsun.Ama kış da insana daha düşünürken bir hüzün dalgası gönderiyor.
Kış ile ilgili olarak; kanepede uzanmış ,üzerine bir battaniye çekmiş halde çayını yudumlayıp,kitap okumak ne zevkli olur diye düşününce hüzün müzün kalmıyor ama işin aslı öyle değil elbet.Bu hayal hergün gerçekleşebilecek bir hayal değil.Çalışmadığın günler senden bolca ilgi ve oyun bekleyen bir çocuğun da olunca gerçekten hayalden öteye gidemiyor genelde.
Her mevsim kendini hoş tutabileceğin bir uğraş bulmalı insan kendine.Bakalım ben bu kış ne yapacağım.Kış ve örgü ikilisi yan yana çok güzel göründe de bitirmeye niyetim olmayan işlere girişmeyeceğim.Kararlıyım.
Şu an okuyacak kitaplarım üzerine yoğunlaşmaya çalışıyorum.Elimdeki bitince sıraya hangisi girmeli diye düşünüp,karar veriyorum ki arada boşluk oluşmasın.
Dan Brown-Cehennem i okuyorum şu günlerde.Müthiş bir bilgi akışı olduğu için sindire sindire okumaya çalışıyorum.Ama sanırım çoğu insanın yaptığı veya yapmayı istediği gibi bu kitap ile bir rota çıkarıp,İtalya ya gitmek gerek.
Şimdi değil ama belki bir gün gidersem,kaynak olarak kullanacağım bu bilgileri...
Bir de hayatımızın bir ilki yaşanacak 1 hafta sonra.
Okul!!!!
Okul maceramız beni çok ama çok heyecanlandırıyor.Çünkü hep söylenen gerçek bizde de tecelli edecek diye korkuyorum.''Bir çocuk okula gitmeye ne kadar hevesli olursa olsun,mutlaka bir gün patlayacak ve tepki verecektir'' diyorlardı hep.Duru yu hangi okula göndersek diye okul okul dolaşırken gittiğimiz tüm okullarda deneyimli yetkililer de aynı şeyi söyleyince ,kendimi alıştırmam gerektiğini iyice inandım.
Ama takip ettiğim bloglardaki okul temalı konuları okuyunca ,sakinleşemiyorum.Korkum iyiden iyiye artıyor.
Umarım güzel haberler paylaşabiliriz.
Yazın sıcağı bunaltıcı oluyor belki evet,her istediğin yere her istediğin saatte gidemiyorsun.Ama kış da insana daha düşünürken bir hüzün dalgası gönderiyor.
Kış ile ilgili olarak; kanepede uzanmış ,üzerine bir battaniye çekmiş halde çayını yudumlayıp,kitap okumak ne zevkli olur diye düşününce hüzün müzün kalmıyor ama işin aslı öyle değil elbet.Bu hayal hergün gerçekleşebilecek bir hayal değil.Çalışmadığın günler senden bolca ilgi ve oyun bekleyen bir çocuğun da olunca gerçekten hayalden öteye gidemiyor genelde.
Her mevsim kendini hoş tutabileceğin bir uğraş bulmalı insan kendine.Bakalım ben bu kış ne yapacağım.Kış ve örgü ikilisi yan yana çok güzel göründe de bitirmeye niyetim olmayan işlere girişmeyeceğim.Kararlıyım.
Şu an okuyacak kitaplarım üzerine yoğunlaşmaya çalışıyorum.Elimdeki bitince sıraya hangisi girmeli diye düşünüp,karar veriyorum ki arada boşluk oluşmasın.
Dan Brown-Cehennem i okuyorum şu günlerde.Müthiş bir bilgi akışı olduğu için sindire sindire okumaya çalışıyorum.Ama sanırım çoğu insanın yaptığı veya yapmayı istediği gibi bu kitap ile bir rota çıkarıp,İtalya ya gitmek gerek.
Şimdi değil ama belki bir gün gidersem,kaynak olarak kullanacağım bu bilgileri...
Bir de hayatımızın bir ilki yaşanacak 1 hafta sonra.
Okul!!!!
Okul maceramız beni çok ama çok heyecanlandırıyor.Çünkü hep söylenen gerçek bizde de tecelli edecek diye korkuyorum.''Bir çocuk okula gitmeye ne kadar hevesli olursa olsun,mutlaka bir gün patlayacak ve tepki verecektir'' diyorlardı hep.Duru yu hangi okula göndersek diye okul okul dolaşırken gittiğimiz tüm okullarda deneyimli yetkililer de aynı şeyi söyleyince ,kendimi alıştırmam gerektiğini iyice inandım.
Ama takip ettiğim bloglardaki okul temalı konuları okuyunca ,sakinleşemiyorum.Korkum iyiden iyiye artıyor.
Umarım güzel haberler paylaşabiliriz.
İşte Mutluluk Başlıyor !!!
Uzun zamandır blog yazmaya başlamak istiyordum.Ama bu sorumluluğu kaldırıp,kaldıramayacağımdan emin olmadığım için bu ilk yazıyı yazacağım günü erteleyip duruyordum.Çünkü biliyorum ki insan takip ettiği blogları hergün ziyaret ediyor ve eğer yeni bir post yoksa hüzünle takipçisi olduğu bir diğer bloğun yolunu tutuyor.Ben şimdilik kendi çalan kendioynayan bir blogcu olacağım evet,takipçim yok ve belki uzun bir müddet de olmayacak evet.Ama yine de insan bir iş yapıyorsa tam yapmalı.
Neyse gelelim blog yazmaya bu kadar uzun zaman bekledikten sonra neden bugün başladığıma.Takip ettiğim bloglardan biri olan ''Günün Çorbası'' bloğunda bu postu http://gununcorbasi.blogspot.com/2013/08/kzlarla-bir-aksam-pms-oncesi-bir.html#more
okudum.Sonra altındaki yorumları okudum ve adsız bir yorumcunun yorumuna cevaben birşeyler yazmak istedim.Yazdım ,yazdım ,yazdım.Göndermek için profil seçmem gerekiyordu.Şifremi hatırlayamadığım için anonim olarak göndermek zorunda kaldım.Veeee o an itibariyle ben de ''adsız'' oldum iyi mi? Sonra dedim ki vakit bu vakit .Artık kaçmak yok.Hadi bakalım başla,ya şimdi ya da hiç. :)
İşte kısa hikayem böyle.
Bundan sonra sıkı okuyucusu olduğum blog dünyasına yazarak da katılacağım.
Neyse gelelim blog yazmaya bu kadar uzun zaman bekledikten sonra neden bugün başladığıma.Takip ettiğim bloglardan biri olan ''Günün Çorbası'' bloğunda bu postu http://gununcorbasi.blogspot.com/2013/08/kzlarla-bir-aksam-pms-oncesi-bir.html#more
okudum.Sonra altındaki yorumları okudum ve adsız bir yorumcunun yorumuna cevaben birşeyler yazmak istedim.Yazdım ,yazdım ,yazdım.Göndermek için profil seçmem gerekiyordu.Şifremi hatırlayamadığım için anonim olarak göndermek zorunda kaldım.Veeee o an itibariyle ben de ''adsız'' oldum iyi mi? Sonra dedim ki vakit bu vakit .Artık kaçmak yok.Hadi bakalım başla,ya şimdi ya da hiç. :)
İşte kısa hikayem böyle.
Bundan sonra sıkı okuyucusu olduğum blog dünyasına yazarak da katılacağım.
25 Ekim 2010 Pazartesi
Yorucu bir haftasonu
| Hafta sonları çok ama çok yorucu.. |
| Duru yla zaman geçirmek için hiçbir iş yapmamam gerekiyor. |
| Bir süre öyle yapıyorum bu kez ev yaşanılır bir yer olmaktan çıkıyor |
| Sinan a emanet edip evi toparlamaya kalkışıyorum, |
| Mutfaktan çıkamıyorum bu seferde, makinayı boşalt yerleştir ,o , bu derken gün bitip gidiyor. |
| Kendim için tek bir şey yapmıyorum. Aynı yani durumumuz bütün çalışan annelerle. |
| Ev dağınık olunca, pis olunca insan çok gergin oluyor. |
| Ama değişmek zorundayız. |
| Olduğu kadar olsun…Gerçekten… |
| Ayrıca çok çok hassas da davranmamalıyız, mikroplardan çok uzak steril bir ortam hazırlamak, |
| çocuğa yarardan çok zarar getirir. |
| Biraz mikropla da tanışması lazım. |
| Ben artık her gece sterilizatör çalıştırmıyorum. |
| Fırsat buldukça, eve erken gelince çalıştırıyorum. |
| Bu konuda çok ciddiyim. |
| Cumartesi günü, Ömrüm, Gönül, Ayşe geldi. |
| Onlar gittikten sonra da akşamına Sinan ın arkadaşı vardı ya Özgür-Fatma onlar geldi. |
| Onlar dinlenmemi sağlıyorlar aslında. |
| Çünkü onların da durumu bizden farklı değil, |
| Çocukla debeleniyoruz birlikte olunca, |
| Dönüşümlü çay içiyoruz falan |
| Ama aynı durumda başkaları olduğunu bilmek insanı biraz olsun rahatlatıyor. |
| Duru da çok mız mız.. |
| Üst dişleri çıkıyor diye düşünüyorum. |
| Yani umarım öyledir. |
| Hiçbir şey yemiyor. |
| Dün ben de inat ettim. |
| Sen çorba yemezsen, kaşık maması yemezsen bende sana süt vermiyorum dedim. |
| En son 15.30 a kadar dayanabildim. |
| Açlıktan kriz geçirdi, ağlaya ağlaya helak oldu. |
| Dayanamadım verdim yine sütünü. |
| Nasıl olacak bilmiyorum, umarım geçici bir durumdur. |
| Bu hafta sonu mızmızlık olayı. |
| Anneye naz da olabilir. |
| Hep anlatırlardı ama ben artık bariz görebiliyorum farkı. |
| İçerde babasıyla mutlu mesut oynarken, koridordan ben geçiyorum. |
| Görünce ağlamaya başlıyor. |
| Klasik anneye naz olayı sanırım. |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







