14 Ağustos 2011 Pazar

Misı nam-ı diğer Mısır

Bugün akşam annemi iftara çağırdık. Sinan ın annesi de gelecek.
O yüzden iftar vaktine denk getirmeden, dışarı çıkıp, vakitlice Duru yu parka götürelim dedik.
O uyuyunca evi temizlemeye koyulduk. Yine evin şeklini değiştirdik. Duru Hanım televizyona
yapışık durduğu için televizyon sehpasını yine kaldırma kararı aldık. Salon iyice iğrenç bir
hal aldı.
Duru uyanınca yemek yedirdik. Giydirirken zorlanınca ,''atta gidiyoruz'', deyince sakinleşti.
'Aakka''aakka' demeye başladı. 'evet annecim, ayakkabılarımızı da giyeceğiz.' dedim.
Giyinir giyinmez fırladı ve 'aakka' aramaya koyuldu.
Dışarı çıkmaya bayılıyor. Kaydırağın merdivenlerine tek başına çıktı bugün. Tepesine gelince
oturup da kayması gerekirken, ayakta kendini aşağıya bırakıyor. Tabii ben tutmuyor olsam,
tepe üstü yuvarlanacak. Ama o çok mutlu oluyor tabii bundan.
Eve dönerken, arabaya bindirmekte zorlandık. Nasıl ağlıyor? Kapıyı tutup,''aç,aç'' diye bağırıyor.
Geçen hafta sonu babaannesine gitmiştik. Serap ablalar da geldi. Mert ve Demet le
koşuşturmak çok hoşuna gitmiş olmalı ki her attaya gidiyoruz deyişimde 'Met ,met diye Mert 
sayıklıyor.
Akşam anneanne, babaanne le yemeğimizi yedik. Duru cuk mutfakta ocağın üstündeki düdüklü 
tencereyi görüp,'misı,misı' diye mısır sayıklamaya başladı. O tencerede pişirdiğimi görmüş.
Ve o tencerenin içinde mısır var zannediyor. Bir iki kez tekrarladı bunu, ben de her seferinde
tencereyi açıp, içinin boş olduğunu gösterdim ama o yine tekrarladı. Dayanamadım ,
buzluktaki tanelenmiş halde koyduğum poşetlerden birin açıp, tabağa doldurup, ısıttım.
Önüne koydum, tabaktan çerez yer gibi alıp, yedi ve televizyon seyretti.

11 Ağustos 2011 Perşembe

Çal çal oyna

Bu sabah Duru uyurken çıktım. Sabah uyanınca bütün odaları hatta balkonu bile gezip beni
aramış. Ve 'anne yok' ,'anne yok' demiş .
Gün içinde annemle konuştum. Kızım ne yapıyor diye sordum.
'Ne yapsın ,oruçlu ağzımla beni maymun ediyor' dedi.
Anneme 'kalk,kalk' diyormuş. Annem kalkınca da 'gel,gel' diyormuş.
Meltem in odasına götürüyormuş. Orada davulu varmış oyuncak.
Anneme 'otur ,otur' deyip yere oturtup, eline de davulu veriyormuş.
Annem davulu çalmaya başlayınca ,karşısına geçip 'lay lay lay,lay lay lay' diye döne döne
oynuyormuş. Annem davulu yere bırakınca ,o da oynamayı kesip, davulu alıp, yine annemin 
eline tutuşturuyormuş.
Annem ' bu şimdiden böyle yaparsa altı ay sonra ne yapacak kimbilir' dedi.
Ben de 'altı ay sonra o çalacak ,sen oynayacaksın herhalde' dedim.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Şarkılı türkülü

Bu akşam anneanneden gelir gelmez, beni ve babasını alıp, odasına götürdü. En sevdiği aktivite 
olan sandık üzerine çıkıp, zıplama oynama işlemine girişti.
Biz de hazır olda onu bekliyoruz tabii bu arada.
'Hadi Duru şarkı söyleyelim'dedik.
'2 uzun kulağım..' söylendi. 'ellerim tombik tombik' söylendi.
Sonra Sinan Pepe de söylenen bir şarkıyı  söyledi.
 -İki ekmek aldım, eve gidiyorum. Biri büyük ,biri küçük iki ekmek aldııım.
Duru 'buyüüüüük' diye bağırdı. Büyük demeyi öğrendi. Küçük diyemiyor ama henüz.
Sonra Pepe Pepe diye sayıklamaya başlayınca gidip bilgisayarı açtık ve hoplaya zıplaya 
oynamaya başladı minik kuzum…

31 Temmuz 2011 Pazar

Meltem dönüyor

Bugün annemin doğum günü. O yüzden de Meltem i de uyandırıp, sabah erkenden anneme 
kahvaltıya gittik.
Akşamüzeri Meltem i garaja bıraktık.Y ine ağladık. Bu hiç bitmeyecek galiba. Her gidişinde ağlıyoruz.
Sonra da Gölet e gittik, Duru biraz koştursun diye. Serap ablalar da geldiler.
Duru, Mert ve Demet le epey bir koşturdu. Tabii babasını ve beni oturtmadı ama eğlendi epeyce.
Mısırcı görünce 'misır ,misır' diye sayıkladı yine. Mısır aldık ona kemirdi bir güzel. :)

30 Temmuz 2011 Cumartesi

İlk tatil kabusu

 Çok şükür bugün döndük. Allah ım ne tatildi!!! Her günü ayrı bir vukuat her günü ayrı bir
yorgunluk ve mutsuzluk.
Pazar günü Sinan bizi bıraktı ,akşam yemeğini bizimle yedikten sonra eve geri döndü.
Ama Duru daha ilk günden çıldırmaya başlamıştı. İlk gün öğleden sonra çılgınca ağladı.
Ama ne ağlamak. Hayatımızda ilk kez çarşafla salladık Duru yu uyutmak için.
Ben bu kadar ağlamaya dayanamayıp, sinirden ağlamaya başladım .Dikkat ! Daha ilk gün!!
Sinan Meltem le beni denize gönderdi. 'Biz uyuturuz, siz gidin.' dedi.
İlk gün olduğu için ,uyumsuzluk yaşamıştır, normale döner dedik ama ne mümkün.
Sürekli dışarda koşmak istedi. Güneş tepedeymiş, öğlen vakti dışarda olunmazmış.
Yok hiç anlamadı bunları. Sadece kendi çapında çimlerde gezse neyse .
İnsanların kapısındaki ağaca astıkları salıncağa binmek istedi,
başka çocukların toplarını almak istedi.
Şimdi tatil bittikten sonra bunları yazınca ''amaaan ne var bunda ,gayet normal çocuk davranışları' diyor insan.
Ama kesinlikle öyle değil. Öyle kötü ,öyle gergin günler geçirdik ki anlatamam.
Bir kere Duru hiç ama hiç kucağımdan inmediği için ben çok sinirliydim.
Annem ve 6 aydır görmediğim kardeşimle oturup, şöyle keyifle bir çay içemedim.
Bırak keyifle çay içmeyi, yemeği bile neredeyse aynı anda yiyemedik. Sanki ben işteyken
anneannesiyle kalmıyormuş gibi, ona bir kez bile gönüllü gitmedi.
Duru nun öğle uykularında ya denize gittim, ya ben de uyudum yorgunluktan ya da
şöyle balkonda keyifle bir çay içelim deyip, çay içtim.
Meltem de tatilini büyük ölçüde yalnız başına deniz kıyısında geçirmiş oldu.
Bu arada ben sinirli ,Duru sinirli, ağlamaklı ,tabii diğerlerinin de sinirini bozduk iyice.
Bir gün annemle kavga ettim, bir gün Meltem le küstük. Birbirimize girdik yani.
İki karış boyuyla, bizi birbirimize düşürdü bu küçük bıdık.
 Denize öyle geçen seneki gibi çok keyifli girmedi Duru Hanım. İlk gün yine biraz daha
istekliydi. Daha sonraki günlerde dalgalardan korkmuş olmalı, ya hiç girmedi denize.
Kucağımda bacaklarını belime dolamış bir şekilde durup, denize taş atmayı tercih etti.
Ya da bir şekilde simiti ile denize  sokmayı başarsak bile robot gibi kıpırdaman oturdu,
denizin içinde.
 Genellikle o küçücük odada Pepe seyrettik. Bir tek onu seyrederken çok sakindi. Amaaaa
o bitince feryadı bir gör. ''Pepe bittiii.'',''aç,aç,aç''
 Tatilin en hayırlı sonucu Duru nun artık iyiden iyiye konuşmasıydı.
Sinan bizi almaya geldiğinde farkı çok net fark etti.
Artık bıcır bıcır konuşuyor. Ben ne dediğini büyük ölçüde anlıyorum .
 -aaba gelio (araba geliyor)
 -giy giy (ayakkabıları ayağında olmadığı için dışarı çıkmasına izin vermeyince)
 -aakka (ayakkabı) (Bunu evde de söylüyordu ama tatilde çooook yoğun kullandı.) :)
 Duru yu susturabilmenin bir yolu da O na çiğdem yedirmekti. Öyle ki ağlamasın diye
kendim bir tane yemeden saatlerce çiğdem kırdım onun için. Yeter ki sussun!!!
 Kaldığımız yerin arka cephesinde başka bir alan vardı. İnsanların kendilerine ait barakalar
yaptığı bir alan. Onların birinin önündeki bir direkte salyangoz vardı.
Meltem le gezdikleri bir anda onu fark etmiş, Meltem de 'salyangoz' demiş.
Odaya gelip kitabından salyangoz resmini gösterdi Meltem e.
Halkalarını çıkarırken tek tek saydı ,bütün tatil boyunca. Evde de sayıyordu ama burada
çok daha net ve kendi isteği ile,-bii ,-kiki ,-üç ,-dööööt,-beş ,-dedi,  -şekis ,-dokuş , -oooooon
diye saydı.
Altıyı başlarda genellikle unuttu ama son günlerde onu da eklemeyi başardı.
Bol bol Pepe şarkıları söyledik. Meltem in beynine kazındı şarkılar.
Durmadan tekrar etmeye başladı bu şarkıları.
İşte bunlardan bazıları ;
 -İki ekmek aldım, eve gidiyorum. Biri büyük ,biri küçük iki ekmek aldııım.
 -Pepe nin sarıları çoğalıyor. Pepe nin sarıları çoğalıyor. Bir tane sarı muz, bir tane sarı ağaç ..vs…
 -Pepe annesine ne renk çiçek verecek. Pepe annesine ne renk çiçek verecek….
 -Önemli olan, oyun oynamak, üzülmeyi bırak eğlenmene bak….
 Eve dönünce küçük kızım normale döndü. Kucağımdan indi, evin içinde dolanmaya başladı.
Sinan bilgisayara Pepe cd leri yüklemiş. Onları açtık. Meltem ve Sinan alışverişe gitti.
Duru salonda tek başına Pepe seyretti. Ve beeen mutfakta buzdolabını bile sildim bu arada.
Çamaşır makinasına bütün tatil kıyafetlerini attım, astım, bir daha attım ,bir daha bir daha.
Duru arada beni yoklamaya gelse de deliler gibi Pepe seyrediyordu.
Pepe sen nelere kadirsin, seni yapandan yönetenden Allah razı olsun diye diye yaptım işlerimi.
 
 
 
 
 
 
 

24 Temmuz 2011 Pazar

Duru ile ilk tatil başlayacak

Dün teyzemiz geldiiiiiii.:)  Birlikte çıkacağımız tatil için Karabük ten İzmir e geldi.
Sabah kalktık ve saat 8.30 gibi Üçyol dan teyzemizi karşılayıp, anneanneye kahvaltıya gittik.
Kızım yumurta yemeyi çok özlemiş olmalı. Anneannesinin yaptığı sucuklu yumurtanın
yumurtalarını hapur hupur götürdü maaşallah.
Bugün sabahta erkenden kalktık her zamanki gibi. Eşyalarımızı şöyle bir son kez toparladık.
Teyze ve anneanneyi de alıp, Seferihisar a doğru yola koyulduk.
Gideceğimiz yere vardık, eşyalarımızı apartımıza yerleştirdik vee Duru o güneşin altında
bahçede çılgınca koşmaya başladı.
Yorucu bir tatil olacağa benziyor :)

19 Temmuz 2011 Salı

Birlikte oynamak çok güzel

Bu akşam babaannemiz geldi bize. Çünkü yarın öğleden sonra Amasya ya gidecek.
Ve bir ay olmayacak, gitmeden önce Duru yu görüp, öpüp koklamak istedi.
Sinan iş çıkışında önce annesini aldı sonra Duru yu almaya annesiyle birlikte gitti .
Yani Duru Hanım eve babaannesiyle birlikte girdi.
Veee kapıyı açtığımda benim kucağıma gelmeyi reddetti.
Bütün akşam babaannesine sardı.
Hiç oturtmadı desem yeridir. Yani her akşam bana yaptıklarını babaannesine yaptı.
Bir ara klasik elimizden tutup, bizi bir yerlere götürme faslına başladı.
Ama babaannenin elini tuttu, babanın elini tuttu, benim elimi tutamadı.:)
Üç kişinin elini aynı anda tutmayı başaramadı tabii.
Babasınınkini bırakıp, benimkini tuttu be kez babası hemen oturdu. Bu kez yine
babasını yakaladı. Çok yoruldu çoook.
Oldukça yorucu bir şekilde bizi toparladı ama biz odadan çıkmayı reddedip,
çaktırmadan kutu kutu pense oynamaya başladık.
Bu oyunu oynarken çok eğleniyor. Herhalde bizimle aynı olaya müdahil olmak
onda değişik duygular uyandırıyor.
İki gecedir hava çok sıcak olduğu için sere serpe uyuyalım diye salonda yerde
yatıyoruz kızımla. Bir bakıyorum debelenip debelenip, gelmiş benim yastığımın
köşesine koymuş kafasını. O kadar güzel ki onunla böyle uyumak.
Hasta değilse, keyfi yerindeyse geceler çok güzel.
Arada uyandığımda o masun suratını,kollarını bacaklarını öpmek ,öpmek,öpmek….

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Kutu kutu pense

Dün gece pişikleri dolayısıyla çok kötü bir gece geçirip, çok ağlayınca artık bir
dermatoloğa götürmeye karar verdik.
Annemden rica ettim, Zeybek Tıp Polikliniğine götürmesini istedim.
Doktor o kızarıklıkların mantar olmadığını ,içtiği bir ilacın idrarında kalıntı bıraktığını
bu nedenle de kızardığını söylemiş.
Son günlerde ilk kez yediği bir şey de olabilir demiş.
Düşündüm, düşündüm son günlerde en çok yediği şey karpuz ve domates.
Karpuz böyle bir şey yapmaz ama domates suçlu olabilir.
Bu yüzden bir süre çiğ domates yemeyeceğiz :(
Bu arada kızım bir şekilde 'kutu kutu pense' oynamayı öğrendi.
Halası büyük çocuklara oynatırken o da müdahil olmuştu bir gün.
O gün bu gündür, ara ara ben de oynatıyordum.
Şimdi elimizi tutup, bizi odasına veya yatak odasına götürmeye kalktığında
hemen kutu kutu pense pozisyonu alıyoruz.
Biz söylemeye başlayınca O da 'kutu kutu pense' diyor artık.
İnanamıyorum yaaa.
Benim küçük kurabiyem, artık böyle uzun uzun sözcükleri söyleyebiliyor.

17 Temmuz 2011 Pazar

Bir sıkıcı pazar

Bugün havanın çok sıcak olması ve Duru nun geceleri çok mutsuz geçirmesi dolayısıyla,
evde uyukladık bütün gün. Ben bir ara yemek yaptım sadece.
Duru kahvaltı yapmadı, zaten artık doğru dürüst hiçbir şey yemiyor.
Kahvaltı yerine de koca bir domates yedi .Domatesten midir bilmem ama, akşam
daha doğrusu gece pişikleri bir kızardı, bir kabardı. Küçük kuzu deliler gibi ağladı.
Neyse akşama doğru bir anda salonda koltukların yerini değiştirmeye karar verdik.
Klima koltuklara doğru üflüyor ve bu yüzden Duru hasta olacak diye korktuk.
Hadi mi hadi deyip kalkıştık. Ortalık karman çorman oldu.
Halılar kalktı, koltuklar, masalar çekildi. Ortamın karışıklığından en çok Duru hoşlandı.
Uzun zamandır ortada durmayan, orta sehpayı görünce hemen üstüne tırmandı.:)

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Kaçamak

Bugün Cumartesi olmasına rağmen Duru yu anneme bırakıp, Özlem le buluştum.
Biraz davetiye ıvır zıvır baktık. Eve dönerken kendime düğünde giyeceğim elbiseyi
aldım, Duru ya da uzun zamandır almak istediğim plastik yazlık ayakkabılardan buldum.
Eve geldiğimde Sinan ve Duru evdelerdi. Koşarak kapıya geldi Duru güle güle.
Ayakkabıları verince yere oturdu ve ayakkabıları giymeye çalışarak 'giy giy' dedi.
Ayakkabıya 'aakkabı' diyor.
Akşamları odasındaki sandığa çıkıp, lay lay yapmak üzere bizi zorla odasına götürdüğünde de
elbise dolabını açıp, bebeklik ayakkabılarını çıkarıyor. Eline alıp, sandığa çıkıyor.
'Aakkabı,aakkabı' diyerek onları sandığın üstüne koyuyor ve 'dusun dusun' diyor.
Tamam kızım, ayakkabıların sandığın üstünde dursun, sen öyle istiyorsun madem.

15 Temmuz 2011 Cuma

Yine bir İnciraltı akşamı

Bu akşam İnciraltı na gittik akşam yemeğinden sonra.
Vedat Abi ler ve Serap Abla lar da vardı.
Kızım tüm akşamı parkta geçirdi. Hatta ilk başta büyük parkındaki kaydıraklarda bile dolaştı.
Gecenin ilerleyen saatlerinde ,küçük çocuklar için olan kum havuzlu parka girdi.
Ve oradaki top havuzunda ve kaydırakta oynamaya başladı.
Henüz parkta tek başına bırakılıp, uzaktan seyredilecek kadar büyük değil anlıyorum ama…
En azından annesiz oynasa şu parkta. Babasıyla dönüşümlü ilgilensek :(
Yorgunluktan dizlerim titriyor ama Duru sürekli 'Anne ,anne,anne' biraz daha üzülür,
ağlarsa 'Annnemmm' diye ağlıyor. E tabi haliyle benim sinir katsayılarım artıyor.
Herkes oturmuş çayını içerken, ben sürekli ayakta Duru nun peşinde koşturuyorum.
Parktaki balon satıcısının önüne gidip, tüm balonları sırayla elleyip, konuşuyor.
Balonların şekillerini söylüyor.'Kayyyuuu' ,'Tavvvşann' ….
Gecenin sonunda ağlaya bağıra yorgun düşüp, uyukluyor.
Ve son !!!

10 Temmuz 2011 Pazar

Dolu dolu haftasonu

Cuma günü anneannemiz Selçuk a düğüne gittiği için,Duru yu öğleden sonra teyzemlere bıraktı.
Biz de akşam oradan aldık. Cumartesi günkü mevlid dolayısıyla cuma akşamı Hüseyin Abi ler bize geldiler,
kalmaya.
Kapı çalınca Duru ya 'Gel bakalım kimler gelmiiiş' dedim.
Duru 'abi abi ' diye heyecan yapmaya başladı.
Sonra kapıda Deniz i görünce de sevindi, gülümsedi.
'Aaa Deniz Abla gelmiş' dedim.
Duru 'Deniş abla' dedi, sondaki a yı incelterek kibar kibar.
Bir ara 'Ayşen Yenge' demeyi bile başardık.
Cumartesi mevlide gittik babaannemizin evine.
Mevlid boyunca Duru başımdaki örtüyü çekiştirip, 'aç aç ' dedi.
Sonunda ben de pes edip, takmamaya karar verdim.
Mevlid bitip, Duru öğleden sonra uykusundan uyanınca evimize döndük.
Akşam çok geç vakitte de önce oyuncakçıya gittik Alper ve Hamza Kaan a hediye almak için,
sonra da İnciraltı na gittik.
Oyuncakçı da Duru deli gibi koşturdu. Raflardaki peluş oyuncakları çekiştirip, yerlere attı.
İnciraltı nda da sadece kaydırak olan küçük çocuk parkında oynadık kızımla. Tam O na göreydi,
yerler kum ve kaydıraklar kısa merdivenli. Çok eğlendi. Sonra yorulup, sütünü içip, uyudu.
Bugün Serap Abla ya kahvaltıya gittik. Kalabalık bir gruptuk.
Hüseyin Abi ler, Vedat Abi ler, Sedat Abi ler, Serap Abla lar, babaannemiz ve biz.
Yani bir tek Serdar Abiler eksikti aileden.
Duru müzikli oyuncaklar bulup, onlarla oynadı. Piyano gibi, org gibi bir oyuncak vardı.
Onun başında bol bol fotoğraf çektik kızımı, o poz vermese de.
Güzel de kahvaltı yaptı.
Her şeyden biraz biraz derken uzun zamandır yapmadığı kadar iyi bir kahvaltı yaptı.
Kızım aynı anneannesi gibi keki çok seviyor.
Haa bir de pilava bayılıyor. Bütün hafta sonu, mevlid dahil sürekli pilav sayıkladı 'Pii piii' diye
Cumartesi günü kahvaltı yapmayıp, daha öğle uykusuna bile yatmadan, açlıktan pilav yedi.
Evde sürekli pilav bulundurmalıyım yoksa bu kız beni mahveder.:)

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Kızım bizi çok özlüyor

Hafta sonunu dolu dolu birlikte geçirince küçük kızım sabah anneannesine giderken biraz
sıkıntı yaratıyor. Bugün de öyle oldu.
Annem hemen onu balkona çıkarıp ,arkamızdan el sallatmaya çalıştı.
O kadar mahsundu ki !!!
Akşam küçük kurabiyemi aldık, evimize geldik. Yemeğimizi yedik.
Ve o her zamanki gibi beni ve babasını elimizden tutup, çekiştirdi ve uyku saati olmadığı 
halde yatak odasına götürdü. Bir şekilde yatağa çıkıp, yatmamızı sağladı.
Babasının kolunu aldı, benim kolumla birleştirdi. Sonra şöyle bize uzaktan bir bakıp, güldü.
Ve geldi ikimizin kolunun üstüne yattı. Sonra kalktı, biraz geri çekilip, yine güldü ve yaklaşıp,
beni ve babasını öptü.
İnanılır gibi değil, bizi bir araya getirip,b akıp bakıp mutlu oldu.
Bu hareketleri bütün hafta devam etti.
Hatta bazen beni alıp, götürdükten sonra, yatak odasında babasını hatırladı. Beni orada bırakıp,
Babba' diye koşarak babasını da salondan getirdi ve yanımıza yatırdı.

3 Temmuz 2011 Pazar

Daha da konuşuyoruz

Bugün öğleden sonra Gölet e gittik. Kızım göldeki ördekleri görüp,' 'vak vak , vak vak'' diye
heyecan içinde bağrıştı.
Koşturdu. Bizi bırakıp, bırakıp, başka insanların arasına daldı. Her zaman ki gibi.
Yine Hamza Kaan ne dediyse ,ne yaptıysa güldü.
Hamza Kaan annesinden Duru gibi bir kardeş istedi. Aslında erkek olsun istiyormuş ama
Duru gibi olsunmuş. Sevimli olsun, etrafımda pervane olsun istiyor sanırım.
Dönerken yorgunluktan baygın düşüp, arabada uyudu bizim ufaklık.
Evde de devam etsin uyumaya, biz de biraz iş yapalım derken, uyandı tabii :)
'Anne-baba'' diye diye bizi yine sandık başına sürükledi.Bu akşam ;
'Senin adın ne? Duru'' çalışması yaptırdım veee Sonuç:
'Senin adın ne?' diye sorunca utanıp, gülerek ''Duuu'' diyor.
O sandığın başında neler neler konuşuyor. Anladığım kadarıyla;
'Lay yabıyodu Duu''
'Memesi düşüodu'' (memeyi yere atıp)
Otuu'' (biz ayağa kalkıp, oradan uzaklaşmaya meyledince)
Galk'' (biz salonda otururken, bizi istediği yere götürmek için, yada sandıkta onun yanına 
oturunca. Eee hanım onun tepesinde yalnız olmak istiyor)

2 Temmuz 2011 Cumartesi

Abi aşkına

Amasya dan Sedat Abi ler geldi. O yüzden bu akşam babaannemize gittik onları görmeye.
İşten çıkıp, anneme git, Duru ya eli yüzü düzgün bir şeyler giydir ve koşa koşa babaanneye git.
Cuma trafiği de etkili olunca neredeyse 9 a doğru ulaşabildik.
Duru ilk başta biraz yabancıladı onları ama sonra özellikle Hamza Kaan ın peşinden
'abi abi'' diye koşuşturmaya başladı.
Cumartesi günü Sedat Abi ler ve Serap Hala lar :) kahvaltıya geldiler bize.
Bütün hafta evin yeterince dağılmış olduğunu düşünürsek, hazırlık çok sancılı geçti.
Neyse ki vukuatsız atlattık, kahvaltıyı.
Duru odasındaki sandığın üzerine çıkıp, kendi tabiriyle ''lay lay yabıyo Duru'' yapınca haliyle
biz de başında beklemek zorunda kalıyoruz ,düşmesin diye..
Hamza Kaan Duru yla oldukça ilgili .E zaten bizim kız da abilere düşkün olduğundan,
her şey gayet Duru nun istediği gibi işliyor.
Duru Hamza Kaan ın elinden tutup, çekiştiriyor abi diye, sandığın başına getiriyor.
Sandığa artık kendi başına da çıkabiliyor benim minik kuzum.
Sonra da ''Lay lay yap '' diye emir veriyor bize. Sustuk mu tekrar uyarı geliyor ''lay lay yap'':):):)
Kızııım çok mutluydu .Onlar giderken uyudu ,uyandığında hala abi sayıklıyordu.
Uyanınca pazara gittik. Ben Duru yla pazara yakın bir yerde park bulup, orada oyalandık ve
babamızı bekledik.
Parkta kocaman bir bayrak görüp,'Baara,baara'' diye koşturmaya başladı Duru.
Çılgınca koştu. Birkaç kez tökezleyip, düştü ama. Bir yerine bir şey olmadı. O da ''düş,düş'' deyip,
kalktı ve devam etti yoluna.
Ben çocuk parkını gördüm ama bizim kızı oraya götürmedim bilerek, büyük çocukların arasında
hırpalanmasın diye. Amaaa tabii kendisi keşfetti dolaşırken.
Deli gibi bir oraya bir oraya saldırdı. Salıncakta sallandı. Derken benim giremeyeceğim 
yerlerden geçmeye çalıştı, kaydırak merdivenlerinin altındaki boşluk gibi :)
Vee oradan geçip ,sallanan salıncağın önünde durunca, salıncak kuzuma çarptı ve düştü.
Allah tan küçük bir çocuk sallanıyordu da hız yavaş olunca bizimki sadece düştü ve yüzü hafif
kızardı .Ağlayarak kucağıma geldiii ve evimizin yolunu tuttuk.
Artık böyle …Düşecek, kalkacak, ağlayacak. Umarım büyük hasarlar, izler, yaralar olmaz benim
kuduruk kızımda. Çünkü asla elinden tutturmuyor diğer çocuklar gibi.
O kadar özgürlüğüne düşkün ki ,bizimle aynı yöne doğru yürümeyi bile reddediyor.
Hakkımızda hayırlısı.
Uzun zamandır yemek yemeyi reddeden ,sadece süt içen ve arada kuru kuru pilav yiyen
benim küçük kızım bu akşam ellerini yağa bulaya bulaya balık yedi.
Özgürüz ya!!! Balığı eline verdim. ''Balık getir bize, balık getir bize, balık getir bize, yemek
yiyelim. Hammm''şarkısı eşliğinde güle oynaya yedi. Tabii yağlı ellerini ,saçına üstüne sürdü.
Görmezden geldik :) Yeter ki süt dışında bir şeyler yesin, içsin.

29 Haziran 2011 Çarşamba

İlgi istiyor çocuk

Duru son günlerde özellikle yolculuktan sonra çok anneci oldu. Sürekli kucağımda.
Zaten çok uzun zamandır uyumaya birlikte gidiyorduk.
Hele bazen çok uykusu olduğunda elimden tutup, ben, yatak odasına götürüyordu ve
hatta yatağı işaret edip, yatağa çıkmak istediğini anlatıyordu.
Ama bugün hem babasının hem benim elimden tuttu ve bizim yatak odasında aynanın 
önüne götürdü.
Aynanın önündeki basamağa çıktı ve kendi kendine aynayı tutup, çığlıklar atarak konuştu .
Çocuk bizim onu seyretmemizi ve belki de takdir etmemizi istiyor.
Kuzum benim ilgi çekmek ,bütün ilgilerin üzerinde olduğunu bilmek onu çok mutlu ediyor.

27 Haziran 2011 Pazartesi

Kırklareli yolculuğumuz

Cuma akşamı Kırklareli ne doğru yola çıktık. Yani artık bu akşam olmaktan çıktı durum.
Saat 01.00 de yola çıktık, babaannemize uğrayıp, onu da aldıktan sonra yollara vurduk kendimizi.
Küçük Duru ne güzel uyuyordu. Sütünü içti, rahatladı, sakinleşti.
Derken saat 02.45 te öksürüklerine hakim olamayıp, kustu.
Üstü başı, oto koltuğu battı. Bu durum onu çok korkuttu. Bu yüzden ,üstündekileri çıkarıp,
kucağıma aldım. Uzun bir süre giydirmeyi bile başaramadım, ağlamasından.
Neyse sonra normale döndü de kucağımda uyuyakaldı.
Yolculuğun büyük bir kısmını benim kucağımda geçirdi, koltuğu kirlendiği için.
Kırklareli ne saat 10.00 gibi vardık. Hemen kahvaltıya oturduk.
Duru yine hiçbir şey yemedi kahvaltıda.
Sonra küçük kuzumun teyzesi geldi Karabük ten.
Sırf benim minik kuzumu görmek için kalktı taa Karabük ten İstanbul a
oradan Kırklareli ne geldi.
Duru Hanım ın öğle yemeğine şakayla, oyunla Hüseyin Amcası yedirdi.
Kuru fasulye, biraz pilav ve karpuz yedi benim meleğim.
Sonra uyudu da biz de düğün için giyindik, makyajdı ,saçtı hazırlandık.
Tam saat 18.30 da kapıya davul-zurna gelecekti ve küçük bir şehir turundan sonra salona 
gidecektik.
Bu karmaşa sırasında bir anda Duru uyandı ve evdeki çılgın kalabalığı görünce mi bilinmez,
kendinden geçercesine ağladı.
Bir süre susturamadık, hatta ben düğüne gitmeyip, evde kalmayı falan düşündüm o an.
Dışarıda sakinleşebilir, giydir çıkın bir an önce dediler.
Giyindik, aşağıya indik. Yağmur çiselemeye başladı.
Şehir turu sırasında Duru yeniden uyudu. Bunda içtiği şurubun etkisi var mıdır? Vardır..
Düğün salonuna varınca uyandı. Veeeee….
Kendini buldu. Pistlere atıldı ve bütün gece boyunca oynayan herkesin aralarında gezdi ,dolaştı.
Hatta bir ara anons edip''çocuklarınızı pistten alın'' diyecekler diye düşündüm.
Salonun dışında vestiyer bölümünde duvardan duvara ayna vardı. Beni elimden tutup,
oraya götürdü sürekli.
'Otu,otu'' deyip,k endi boy hizasına kadar çöktürdü beni. Ve sonra kendi kendine hoplayıp,
zıplayıp, konuşmaya başladı.
Ama nasıııl mutlu, nasıl mutlu.
Benim de yüzüm gülmeye başladı, haliyle.
Oysa evden çıkarken ,Duru yu susturamadığım için ben de ağlıyordum, gerginlikten.
Düğünden döner dönmez uyuduk. Ben Meltem le birlikte uyudum, Duru da yerde yorgan 
üzerinde yattı, gerile gerile.
Sabah uyanıp, kahvatımızı yaptıktan sonra ve tabii Duru nun öğle uykusundan sonra ,
yollara koyulduk.
İstanbul a gittik. Hem Meltem in Karabük otobüsüne onu bırakırız hem de biz İstanbul da
birkaç yere uğrarız dedik.
Filiz lere gittik önce. Duru Filiz in kocası Ersan e aşık oldu sanırım.Gün boyu ona kur yaptı durdu.
Meltem zaten ''beni unuttu bu çocuk, tanımıyor bile ''diye diye düğün boyunca ağlamıştı.
Bir de bu samimiyeti görünce hepten üzüldü.
Ama benim minik kızım hem yol yorgunu hem de hastaydı.
O yüzden yüz vermedi belki de teyzesine.
Bir de erkeklere olan hayranlığı dolayısıyla, erKek hayranlarını tercih ediyor ,
marifetlerini göstermek için.
Hatırlamak bile istemesem de   arada küçük bir korku ve panik de yaşadım.
Resmen dizlerimin bağı çözüldü.
Filiz in mutfağındaki balkon kapısını ben kapattığım için oldukça rahattım.
Ama sigara içtikten sonra orayı açık bırakmışlar,
arkamı döndüğüm de Duru balkon da demirlere yaslanmış bana gülüyordu.
Nasıl kucağıma aldım ,nasıl sarılıp, yapıştım ona anlatamam.
Bayılıyorum falan sandım bir an.
Çünkü demirler öyle bildiğimiz balkon demirleri gibi dikey değil, yatay.
Yani bir çocuk rahatlıkla arasından geçebilir.
Allah korudu. Başka tek bir açıklaması dahi yok.
Filiz lerden sonra biraz da   Hakkı Dayı lara uğradık.
Saat 24.00 te teyzoşumuzu otobüsüne bindirip, biz de İzmir için dönüş yoluna geçtik.
Bu arada Duru mışıl mışıl uyuyordu.
Yol boyunca bize zorluk çıkarmadı. Sütünü içti, uyudu…Çok şükür yolculuğumuz sorunsuz bitti.